17
Ayder Yaylasında güzel bir gün…
Gönderen kumsal
20 günlük Rize Ardeşen tatilimizin son günü yaptığımız Ayder Yaylası gezimizden bahsetmek istiyorum. Ayder hep duyduğum, resimlerini görüp hayran kaldığım yerdi. Artık asla unutamayacağım bir yer…
Rize ilimizin Çamlıhemşin ilçesi sınırları içinde 1350 m. yükseklikte yer alan Ayder Yaylası, çam ormanları ile kaplı, şelaleri, bitki örtüsü, Fırtına Deresi’nin buz gibi suyuna inat kaplıcalarıyla kendisine hayran bırakıyor.
Fırtına Deresi’ni takip ederek Ayder Yaylasına tırmanmaya başladık. Asfalt yol sayesinde yolculuğumuz kolay geçti. Şarkılara türkülere konu olan puşiyi bol bol görme şansına sahip oldum. Puşi Çamlıhemşin yöresinde kadınların başlarına bağladığı iki parçadan oluşan bir örtü. Canlı renkleriyle ve bağlanış tarzıyla dikkat çekiyor.

Gözünüzün alabildiği kadar yeşillik ve su sesi insanı büyülüyor. Her kareyi görüntülemek istiyorsunuz. Biz bir an önce yaylaya varmak istediğimiz için duraklamaları dönüşe bıraktık ve hızla bulutlara ulaşmaya çalıştık ![]()

Piknik yapacağımız alana geldiğimizde kendimizi arabadan zor attık. Sessizliğin içinde kuş sesleri, su sesi büyülüyor insanı… Tırmanışa geçtiğimiz an tatlı serinliğiyle kendisini hissettiren Ayder “hoş geldiniz, bakmayın serin havama ben Ayderim, üşütürüm fakat bir o kadar da insanı mutlu ederim” diyordu sanki. Hemen piknik için gerekli düzenlemeler yapıldı semaver ve mangal için yer ayarlandı. Bu arada ben güzellikleri kaydetmeye başlamıştım ![]()

Semaver için su gerekince zevkle su almak için pınar yolculuğuna çıktık. En zor işi biz hallettik anlayacağınız
Karnımızı doyurduk ve keşfe çıktık. Çam ağaçları içinde kendimizi kaybederek yürüdük yürüdük… Tipi sayesinde parçalanan ağaçları gördük kısa sürede tekrar canlanacağını öğrenince sevindik. Burada her şey hormonlu (doğal hormon
) şu yapraklara şu ağaçlara bakın hak vereceksiniz.

Çok eğlenceli semaver ve mangal partisinden sonra üzerimize yağan çiğ tanelerinin ve kendini göstermeye başlayan sisin içinde dönüş yoluna koyulduk. Dönüşümüz çıkışımız gibi hızlı olmadı. Cemal Başkanımızın rehberliğiyle yöreyi tanıma fırsatı bulduk.
Fırtına Deresi yüksek debisi ile rafting sporlarına ev sahipliği yapıyormuş. Hatta Temmuz ayının 17-18-19’unda 2. Fırtına Rafting Şenliği yapılacakmış. 18 yaşından büyük ve yüzme bilen herkes profesyonel sporcular eşliğinde iki gün boyunca ücretsiz rafting yapabilecekler. Şenliğin son gününde ise profesyonel rafting takımları arasında bir yarışma düzenlenecekmiş. Tatilimi biraz daha uzatma imkanı olsaydı kaçırmak istemediğim bir etkinlik olurdu :S

Bir başka doğa sporu olan heliksi (helikopter kayağı) Türkiye’de ilk kez burada yapılmış. Dünyada sınırlı bölgelerde yapılan, 2005 yılından bu yana da Ayder’de yapılan heliksi, sporcuların helikopterle dağlarının zirvesine çıkıp oradan atlayıp kaydıkları bir spor türü. Temmuz ayında bile eteklerinde kar bulunan Kaçkar Dağları ocak–mart ayları arasında bu kış sporu için son derece uygun.

Rize denince akla ilk gelen çay sanırım. En azından benim için öyleydi. Fakat öğrendim ki çay 1950’li yıllardan sonra yaygınlaşmış. Eski geçim kaynakları arıcılıkmış. Fıçıyı andıran arı kovanlarının önüne kraliçe arıyı çekmesi için bir şerbet sürülüp çam dalları arasına yerleştiriliyor ve diğer arılarında yerleşmesi bekleniyor. Bu doğal ortamda kır çiçekleri ve çamlar arasında oluşan balın lezzetini varın siz düşünün…


Ağaçların arasına serpiştirilmiş evler, tipiden korunmak için düz çatılı yapılmış yayla evleri ve evlerin yanında bulunan serenderler(nayla) dikkat çeken bir başka özellik. İlk bakışta çocuklar için yapılmış çocuk evlerini andıran serenderler bir nevi dolap. Farelerin tırmanmasını engellemek için uzun, pürüzsüz ayaklar üzerine oturtulmuş içine seyyar merdivenlerle girilen serenderler kışlık erzakları, kuru yiyecekleri bozulmadan depolamak için kullanılırmış.

Fırtına Deresi’nin hırçın, coşkun sularından zarar görmeden karşıya geçmek için iki çeşit köprüler kurulmuş. Bunlar savaş zamanında Rusların yaptığı taş kemer köprüler ve yöre halkının kurduğu asma köprüler. Daha önce taş köprüden karşıya geçmiştim fakat asma köprü çok farklı. Hafif sallantılar arasında çürümeye yüz tutmuş tahtalar üzerinde yürümek insanı ürkütüyor.


Bu gördüğünüz devasa kaya ise dünyada en büyük tek parça kaya olma özelliği taşıyor. Aslında bu kaya göründüğünün iki katıymış önceki senelerde düşen bir yıldırım kayayı ikiye bölmüş.

Ayder Yaylasına çıkıp mıhlama yememek olmaz değil mi? Biz de tok olmamıza rağmen bu lezzeti kaçırmamak için yedik. Mıhlama; tereyağı, mısır unu, özel peyniri ile yapılan ve özel bakır tavası ile servis yapılan eşiz bir lezzet. Bir uyarı: bu lezzet karşısında kendinizi kaybedip tavayı çıplak elle tutmaya çalışmayın :S

İnsan bu güzelliklerin zamanla kaybolmasından endişe duyuyor. Yetkililer de bunu düşünmüş olacak ki sit alanı ilan edilmiş. Mesela bir çakalla karşılaştınız ve kendinizi korumak için hayvanı öldürdünüz siz suçlusunuz. Katı kurallar olmasına rağmen gerekli olduğu kesin. Kendi arazinize ev yapmak için bile yine benzer katılıkta kurallar yer alıyormuş. Umarım bu katı kurallar gecekondulaşmayı beraberinde getirmez…

Alabalık çiftlikleri, şehitliği, silah fabrikası, kaplıcaları, köprüleri, kelimelerle ifade edilemeyen doğal güzellikleri ile Ayder gezimiz yorgun fakat mutlu olarak sona erdi. Bir gün yolunuz Rize’ye düşerse veya vaktiniz olduğunda mutlaka ama mutlaka gidip görmenizi tavsiye ediyorum.
Öncelikle 20 gün bizi evlerinde misafir eden çılgın ve sevimli Seyidoğlu ailesine, Ayder gezimizde bize eşlik ve rehberlik eden Cemal Başkan ve ailesine sonsuz teşekkürler…




Yorum Ekle