Erguvanim

BUGÜN YENİ BİR GÜN…

Mar
21

Bir kadını ağlatmak / Aziz Nesin


Gönderen kumsal

resim1.gif

Bir kadını ağlatmak çok zor değildir aslında. Kadınlar her şeye ağlayabilir; bir filme, bir şarkıya, bir yazıya… En az erkekler kadar yani! Ama bir kadını yürekten ağlatmak zordur. Eğer bir kadın yürekten ağlıyorsa, ağlatan onun yüreğine ulaşmış demektir.Ama o yüreğin değerini bilememiş olacak ki ağlatan, gözünü bile kırpmadan teker teker batırır iğnelerini yüreğe!

İşte o zaman koca bir yumruk gelir oturur boğazına kadının. Yutkunamaz, nefes alamaz; çünkü o koca yumruk canını çok acıtır. Gözleri buğulanır kadının sonra.

Ağlamayacağım, der içinden. Ama engel olamaz işte.

Çünkü yüreğine ulaşmıştır birileri ve iğneler saplamaktadır.. Bu acıya ne kadar karşı koyabilir ki bir kadın. İnce ince süzülür yaşlar gözünden; önce birkaç damla, sonra bir yağmur seli… Ve kadın ağlar; hem de çok!

Sanmayın ki gidene ağlar kadın! Gidenin giderken koparttığı yerdir onu ağlatan, orada bıraktığı yaradır. O yaranın hiç kapanmayacağını, kapansa bile izinin kalacağını bilir kadın; o yüzden ağlar. Ama bilir misiniz, ağlamak kadınları olgunlaştırır. Her damla, daha çok kadın yapar kadınları. Her damla bir derstir çünkü.

Bazen kadınlar ağladığında çoğu insan, ağlama niye ağlıyorsun ki, değmez onun için derler. Bilmediklerindendir böyle demeleri. Çünkü yürekleri acıyan kadınlar ağlamazlarsa, ölürler.

İçlerindeki zehirdir onları öldüren! Ağlayarak o zehirden kurtulur kadınlar, o irini temizlerler yaralarındaki! Çünkü bilirler, o irin temizlenmezse iltihaba dönüşür yaraları.

Dönüşmemesi lazımdır oysa. O yüzden de bolca ağlarlar.

Zaman geçer sonra. Kadınlar kendilerine sarılmayı öğrenirler. Umarım öğrenirler, yoksa ruhlar sapkın yollara çarpar kendini. Sapan ruhların doğru yolu bulması da yeni acılar demektir. Bunu bilir kadınlar, o yüzden eninde sonunda öğrenirler kendilerine sarılmayı…

Çok ağlayan kadınlar, bir çok şeyden vazgeçen kadınlardır aslında. Her damla olgunlaştırır kadınları evet ama olgunlaştıkça o safça inandıkları aşk gerçeği onların gözünde küçülür. Küçüldükçe değerini yitirir ve işte o zaman kendilerine sarılıp, yeni bir kadın yaratırlar kendilerinden.
Güçlü, yenilmez, mağrur ve aşka inanmayan…

İnsanlar soruyorlar çoğu zaman neden bu kadar çok bekar kadın var diye; hepsi kariyer derdinde olan. Çünkü inançlarını yitirdi o kadınlar.
Zamanında yüreklerine o kadar çok iğne saplandı ki, o kadar çok ağladılar ki! Artık kendilerinden başka bir doğru olmadığına inanıyorlar, o yüzden kendilerine sarılıyorlar.

Çünkü biliyorlar ki sarıldıkları adamlar onları hak etmedi; hem de hiçbir zaman! Hep bir çıkarları oldu sarıldıkları adamların. E.. o zaman niye sarılsınlar ki!

Niye sarılalım ki!

Etrafınızda yürekten ağlayan bir kadın varsa bilin ki olgunlaşıyordur.

Bilin ki, gerçekleri kabul etmeye başlamıştır.

Bilin ki, artık aşkın olmadığına inanmıştır.

Bilin ki, sarılacak tek bir doğrusu kalmıştır.
O da kim, ne diye sormayın artık. Çok ağlayan kadınlar, eninde sonunda kendilerine sarılırlar çünkü!



  1. TÜLİN ÖZTUNÇ demiş ki,

    AZİZ NESİN’LER ÖLMEZ…

    2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas Katliamı olarak da bilinen Madımak oteli olayında yaşamını yitirenlerin çoğunluğu ülkenin düşün-fikir insanı yazar ve sanatçısıydı. Ki bu kara yüzlü kara niyetli katillerin asıl amaçları; fikir ve düşüncelerinin de kendileriyle birlikte yanıp “yok” olacağı inancıyla başta Aziz NESİN olmak üzere hepsini ateşe vermekti. Dünyanın da dehşetle izlediği bu olay, ülke tarihine yine Unutulmaması gereken bir Utanç bir Yüz Karası olarak geçmelidir. Bu tarihten üç gün sonra 5 Temmuz 1993 de ise Aziz NESİN fiziksel olarak aramızdan ayrıldı. O bilge kişiliğiyle uzun yıllar öncesinden ülkenin geleceğini görebilen. Dozunu ve hızını giderek daha da arttırarak sürdüren bu çarpık-bozuk düzeni gözler önüne seren. Olağanüstü zekası, imrenilesi yeteneği, şaşılası Kara Güldürü Ustalığıyla kaleme aldığı sayısız muhteşem kitapları ve ölümünden kısa süre öncesine kadar sürdürdüğü aydınlatıcı onca konferans, çalışma ve uğraşlarıyla değil toplumun yüzde altmışının! tamamının bir daha asla göremeyeceği, sahip olamayacağı bir Aziz NESİN’di O…
    O Aziz Nesin ki; Askeri yatılı okulda okurken hafta sonları verilen tatlıyı “Ben bu hafta derslerimde başarılı olamadım” gerekçesiyle almayı reddeden. Gelen postaların zarflarının iç yüzlerini ziyan etmeyip kullanan. Ve daha saymakla bitmeyecek nice ahlaki, insani değerlere sahip olmanın yanı sıra ÖDENMEYEN adlı şiirinin bir bölümünde: Varından değil yoğundan verdin/Az az değil çoğundan verdin/Ah ne az aldın ne az aldın/Ama çok ne çok verdin/ En az aldın en çok verdin/ Bende hakkın çoktur halkım/Değil böyle bir Aziz/Bin Azizler yetmez/Aldığını vermeye/Utanırım hakkın helal demeye/Dünya durdukça durasın halkım.
    Ahh! canımın içi Aziz NESİN…Haksız yere yücelttiğinize inandığım bu halkın bir bireyi olarak ben de Size: Hey gidi Koca Aziz Nesin/ Nasıl da yüce gönüllüsün/Sen bu halkına değil/Bu halk sana borcunu nasıl ödesin? diyeceğim geliyor.
    Bu halk değil mi ki sizi yakmak isteyen? Bu halk değil mi ki; size “Katli vaciptir!” diyen?
    Bu halk değil mi ki; ülkenin bağımsızlığı, halkın özgürlüğü-mutluluğu uğruna darağacına giden fidanların ardından alkış tutan? Ve yine bu halkın seçtiği idareciler! değil mi ki; yurt dışında aldığınız ödülleri almaya gitmenizi engelleyen? Bu halk değil mi ki; oturdukları koltukların tozunu almaya bile layık olmayan güruhu en üst koltuklara, makamlara, mevkiler oturtup, ülkenin geleceğini, toplumun yazgısını onların kirli ellerine ve emellerine teslim edip, “Vay be, ben neymişim meğer!” dedirten?
    Hem Sivas olayını, hem Aziz NESİN’nin 16. ölüm yıldönümünü Anma Günü’ne gideceğimiz günün bir önceki akşamında aniden başlayan şiddetli yağmur; ardında yürekleri Aziz Nesin ve İdeallerinin inancı, sevgisi, gururu ve vefasıyla coşup taşan değerli İnsanların Çatalca’daki AZİZ NESİN VAKFI’ nda bir araya gelmelerini engelleyemedi doğal olarak. Aziz Nesin’nin Babası Abdülaziz Nesin’nin doğup yaşadığı Şebinkarahisar ilçesine bağlı Gölve köyünden birçok
    hemşerisi ve ‘baba dostları’ nın genç kuşak torunları da koşarak gelmişlerdi bu anlamlı “güne.”
    İstanbul’un o akıl almaz kalabalığı ve trafik keşmekeşinden çıktıktan sonra neredeyse 45 dakikalık bir süreç sonrasında ulaşıyorsunuz, her şeyiyle görülemeye, gezilmeye ve oturup DÜŞÜNMEYE değer bu çok çok özel VAKFA. Yolu sevgi güzellik ve anlamlı sevdalardan geçen insanların ‘buluşma noktası’ da sayılan Vakfın, hepsi birbirinden değerli, mütevazı ve tatlı mı tatlı tüm ilgilileri aracımızın başında karşıladılar büyük bir coşkuyla bizleri. Hemen ardından da, çeşitli meyve ağaçlarıyla bereketlendirilmiş Meyve Bahçesi’nin yerlere kadar sarkan dalları kucakladı her birimizi sevinçle. 12 dönümlük arazide Vakıf binasıyla birlikte, daha birçok ünite ve çeşitli açık alan sahaları yer bulmuş kendilerine en alasından. At binmeyi sevenler için Hara bile düşünülmüş. “Cennet böyle bir yer olmalı!” diyor aramızdan biri. Eee “Çocuk Cenneti” adını boşuna vermemişler…
    Ayrıca Vakfın 36 dönümlük arazisinin büyük bölümü Çiftlik olarak yapılandırılmış. Tavus kuşundan tutun da, çeşitli kümes hayvanlarının salına salına dolaştığı…Sevgi dolu ellerin dokunuşlarıyla süt verimlerinin daha da arttığına inandığımız ağıl hayvanları da yaşamlarını bu doğal ortamda sürdürüyorlar mutlulukla. Her tür sebzenin özenle yetiştirildiği Sebze Tarlası
    dan söz etmeye bilmem gerek var mı. Gördüğüm kadarıyla çay-şeker ve suyun dışında hemen her şey; çok büyük emek, özen ve masrafla üretilen/yetiştirilen Vakıf arazisinden sağlanıyor. Çoluk-çocuk. Büyük-küçük. İdareci-öğrenci hepsi vakfın çalışanı, sahibi.
    Şimdilik çeşitli yaşlarda 50 kadar öğrencinin, başta okul giderleri olmak üzere her türlü gereksinimlerinin karşılandığı. Kültürel-sanatsal ve spor faaliyetlerinin aralıksız sürdürüldüğü bu muhteşem doğal ortamda birçok şeyi görerek, deneyerek, yaşayarak ve sorgulayarak öğreniyor ve eğitiliyorlar. İmrenilesi bir yaşamın içinde olan bu çocuklara benim çocuk yüreğim de ne çok imrendi. İdarecisinden tüm çalışanlarına kadar hepsinden gördükleri sevgi ilgi sımsıcak yakınlık ve dostluk ise başlı başına bir şanstı onlar için. Anne-babaların eğitime muhtaç oldukları bir toplumda. Hepsi öylesine olgun eğitimli ve kendinden emindi ki. Bir o kadar da özlemini çektiğimiz saf temiz masum birer ÇOCUK…Ben ne zamandır bu kadar mutlu neşe dolu gülen yüzlere rastlamadım hiç. Meyve ağaçlarının ürünlerinden yapılan çeşitli doğal reçellerin. Sağılan mis gibi saf sütlerden yapılan tadına doyulmaz ekşimik peynirlerinin sergilendiği masanın başında bilgili birer üretici tavrıyla ürünleri alıcılara tanıtırlarken, o terbiyeli görgülü ve ağır başlı halleri görülmeye değerdi. Mis gibi çaylar eşliğinde tatlı sohbetlerin edildiği. Düşünce fikir ve önerilerin ustaca tartışıldığı. Duygusal ve inanılmaz anıların tazelendiği saatlerin sonrasında; tatlısından tuzlusuna kadar her şeyin vakfın arazisinde yetiştirilen ürünlerden yapıldığı nefis ikramları; açık büfe şeklinde hazırladıkları uzun masanın arkasında, karavana tencerelerinin/tepsilerinin başında, dünyanın en güzel tebessümüyle bizlere sunan pırıl pırıl gençlerin aydınlık yüzleri bizlerin yüreğini daha çok aydınlattı. Canım Aziz Nesin, sizin gönül zenginliğiniz sevgili çocuklarınıza öyle güzel yansımış ki…Bol bol yenildi içildi, gülündü, eğlenildi ölüm yıldönümünüzde. Her ölüm tarihinizde Siz yeniden doğuyorsunuz çünkü. Aziz Nesin’ler ölmez ki…Vakıf başkanımızın yaptığı konuşmanın bir bölümü yüreğimizi acıtan ve bizi oldukça düşündüren yegane nokta oldu diyebilirim. Vakfın ağır giderlerinin karşılanması kendi bünyesinin dışında dışarıdan gelen destek ve yardımlarla mümkün olabilmekte elbette. Gelirinin büyük bölümünü kitap satışlarından elde eden Vakfın, uzun zamandır maddi sıkıntı çektiğini öğrendik. Bu konuda kendilerini sorumlu hisseden tüm dostların el birliğiyle bu sorumluluklarını yerine getireceklerine kuşku yoktur.
    İnsanların diri diri yakıldığı. Gerçek yurtseverlerin yurdundan kovulduğu. Ahlaklı onurlu yürekli insanların dışlandığı. Yüzlerinde çeşitli maskelerle dolaşan ‘yüzsüzlerin’ bu denli yüz bulduğu. Kahraman edasıyla çalım satan ‘korkakların’ adamdan sayıldığı. En az üç çocuk! emrine uyarak boyunlarında borç prangalarıyla dünyaya getirip, karanlık geleceklere mahkum edenlere ‘örnek aile’ gözüyle bakıldığı. Ve kendi özgür kararlarını vermekten acizlerin. Basit, sıradan ve aptalca sürdürdükleri yaşam çemberinin içinde sıkışıp kalan küçük insanların. Her insanın elde edebileceği gelip geçici kazanımları; ebediyen yaşayabilecekleri gerçek güzelliklerin ideallerin ve sevdaların yerine koyduklarının bile farkında olmayan çoğunluğun hükmünü sürdürdüğü böyle bir toplumda; başı dik, yüreği sevgi dolu özel İnsanların varlığı, yüce bir sanatı ve gerçek bir kahramanlığı gerektirir çünkü.

  2. Muge demiş ki,

    Sgg

Yorum Ekle