Erguvanim

BUGÜN YENİ BİR GÜN…

Eyl
02

Bir Ramazan Masalı…


Gönderen kumsal

Bir varmış, bir yokmuş. Adı bilinmeyen uzak dağların ardında, hiç kimsenin duymadığı bir ülke varmış. Bu ülkede insanlar büyük büyük işler yaparlarmış; daha doğrusu öyle olduğunu zannederlermiş. İşleri büyük olunca, her anları çok yoğun olurmuş.

Artık kimse kimseyi görmez olmuÅŸ ülkede… Sabah erkenden uyanan halk, iÅŸbaşı yapar; akÅŸama kadar iÅŸinin başından ayrılmazmış. Dedik ya; büyük iÅŸlerin adamlarıymış onlar! .. O yüzden, ne doÄŸarken, ne de batarken; onları hiç ilgilendirmezmiÅŸ güneÅŸ… Ne bahar geldiÄŸinde kırlarda açan papatyalar, ne sonbaharda dökülen yapraklar dokunurmuÅŸ yüreklerine… Onlar papatyaların suyunu ÅŸifa diye satmayı, sonbaharda kış öncesi yakıt giderini azaltma planları yapmayı severlermiÅŸ. Kıyıda köşede kalmış hastalar, fakirler ve yaÅŸlılar; kıyıda köşede kalırmış onlar için…

‘-Hayat, bu iÅŸte! ..’ derlermiÅŸ. ‘Hastalanırsan devre dışı olursun. YaÅŸlılık pilin bitmesi, iÅŸ gücünün azalmasıdır.’ Fakirler içinse kimse tek lâf etmezmiÅŸ. Onlar, hiç yokmuÅŸ bu ülkenin gündeminde…
Gel zaman git zaman; bir gün sokaklarda tellâllar bağırmışlar.

‘-Duyduk duymadık demeyin! PadiÅŸahımız ağır bir hastalığa dûçâr olmuÅŸtur. Herkes, ÅŸifası için elinden geleni yapsın; duâsı makbûl olanlar el açsın; ÅŸifâdan anlayan hekimler saraya adım atsın! ..’

Pek duâ eden olmamış ama; ‘Nasıl ÅŸifa oluruz? ‘ diye düşünen hekimler, ülkenin dört bir yanından saraya akın etmiÅŸler. Bir de ne görsünler; padiÅŸah kocaman olmuÅŸ! Masal bu ya; padiÅŸah yemek yemeye çok çok düşkün bir adammış.

‘-Ülkeyi yöneten adam öyle mi olurmuÅŸ? ‘ demeyin, masal iÅŸte! PadiÅŸah yemek yiye yiye hasta olmuÅŸ; vücudu kocaman olmuÅŸ.

Artık ne oturabiliyor, ne kalkabiliyormuş. Hiç kımıldamadan öylece yatıyormuş padişah! .. Sanki midesi dağ olmuş. Öyle büyümüş ki, midesi, bedeninde kalbine hiç yer kalmamış. İşe bakın siz, mide büyüyünce, kalp küçülür, katılaşırmış.

Hekimler, padişaha ilaçlar yapmışlar. Az yesin diye midesini küçültmeye çalışmışlar, ama kâr etmemiş. Hele kalbi için kimse bir şey yapamamış. Belki beslenir de büyür diye, gözyaşı takviyesi yapmışlar damarlarından. Nâfile, o da işe yaramamış. Padişahın yakınları ümîdi kesmişler. Ama kalbi sağlam bir hekim:

‘-Allah’tan ümit kesilmez! ..’ demiÅŸ. ‘Bu sözümü yabana atmayın! Ümit, kulların en saÄŸlam ipidir.’ Onlar da, ümitlerini yeniden yeÅŸerterek beklemeye baÅŸlamışlar. Bu güzel ve mânâ katılmış bekleyiÅŸ, ben diyeyim beÅŸ gün, siz deyin beÅŸ ay, devam etmiÅŸ.

Bir gün, ülkenin sınırlarından içeriye yaÅŸlı bir adam girmiÅŸ. YaÅŸlı dediysem, âsası olanlardan deÄŸil, gözü ve gönlü yaÅŸlı olanlardan… Lâkin, kimse bilmezmiÅŸ gözünden çıkan yaÅŸları, gönlündeki sızıyı… O, dimdik, dupduru gezmeye baÅŸlamış, Allah’ın yol verdiÄŸi bu ülkede. Az gitmiÅŸ, uz gitmiÅŸ, dere tepe düz gitmiÅŸ.

GeçtiÄŸi dereler-tepeler ÅŸenlenmiÅŸ. Yol boyu aÄŸaçlar, serçeler ve karıncalar fark etmiÅŸ, bu adamda bir baÅŸkalık olduÄŸunu… Ağır ağır yürüyormuÅŸ adam; karmakarışık bir hayata alışık ülke insanlarına inat, her âna anlam katıyormuÅŸ. GüneÅŸe gülümsüyor, karıncalara yol veriyormuÅŸ. O yürüyor, ardından bir ‘huzur’ rüzgarı bırakıyormuÅŸ efil efil… Böyle bir huzura alışık deÄŸilmiÅŸ insanlar. Ve onlar da durup derin derin içlerine çekmiÅŸler huzur rüzgarını. Hayat yavaÅŸlamış ülkede. Bir adam, tek başına nasıl deÄŸiÅŸtirebilirmiÅŸ bunca ÅŸeyi, sözsüz, kelâmsız? ! Åžaşırmışlar… Nihayet; yolunu kesip adını sormuÅŸlar. DurmuÅŸ adam, tebessüm etmiÅŸ:

‘-Ramazan…’ demiÅŸ.

Ramazan’ın yürüyüşü devam ediyormuÅŸ. Ünü her yere yayılmış, saraya kadar ulaÅŸmış. Ümidi kuÅŸanmış saray halkı, Ramazan’ı bir lutuf saymışlar ve saraya dâvet etmiÅŸler.
Saraya giren Ramazan, lükse, ÅŸatafata hayret etmiÅŸ. O geldiÄŸinden beri çoktan ülke gündemine düşmüş gerçi fakirler…

Ama, bu israf kanına dokunmuÅŸ; üzülmüş, kalbine yaÅŸlar inmiÅŸ. Onu alıp götürmüşler, hasta padiÅŸahın huzuruna… Ramazan, içeri girince bir daha sızlamış kalbi, yine ıslanmış. Kocaman bir bedenle, kımıldamadan yatan padiÅŸaha yaklaÅŸmış; eÄŸilip kalbini dinlemiÅŸ. Ne cılızmış kalbi; ah ne zayıf! …

Padişahın yakınlarına dönmüş Ramazan;

‘-Bu hastalığın hekimlik dilinde adı; ÅŸiÅŸmanlıktır. Mânevi âlemde ise biz buna «ağır ruh hastalığı» diyoruz.’

‘-Peki, çare nedir? ‘ diye sormuÅŸlar.

‘-Çare Allah’tır, Allah’tandır. 30 gün, 30 gece kalacağım bu ülkede… İlan edin halka; 11 ay bedenler doymuÅŸtur; bir ay ruh doyacak! Fakirler kardeÅŸ bilinecek, duâları alınacak. Ve zamanın kıymetini bilecek bütün insanlar. Seheri, sabah bilecek; «vaktin oÄŸlu» olma yarışına girecekler! ‘
‘-Vaktin oÄŸlu mu? ‘ demiÅŸler, ÅŸaşırmışlar.

‘-Biz ona «ibn-ül vakt» deriz. Ancak bu hâle eriÅŸenler, aldıkları nefesi hissedebilirler, ciÄŸerlerinin her köşesinde…

Böylece, kalbin her atışı bir hayra alâmet olur.’ Sonra padiÅŸaha dönmüş, Ramazan:
‘-Sen de biraz iyilik yap. Hâl-hatır sor güle, böceÄŸe! .. Tâ ki, kalbinin ‘tıp tıp’larını duyasın…’
Bunlardan sonra, saraydan çıkmış Ramazan. Ardında, rüzgarını bekçi bırakmış. Ülkenin her ÅŸehrini, sokağını, yaylalarını, ırmaklarını, ovalarını dolaÅŸmış. Bir ay sürmüş yolculuÄŸu… Bir akÅŸam ezanı vakti, terk etmiÅŸ ülkeyi. Bir dahaki seneye niyetlenmiÅŸ; yine gelmeyi, yine düzen, yine sekînet getirmeyi…

Burda da masal bitmiÅŸ.

‘-Bu masalda hiç mi kötü yok? ‘ diye sormayın. Ramazan bir yere geldiÄŸinde; bütün kötüler, esir edilirmiÅŸ bilinmez bir yerlerde.

Gökten üç rahmet inmiÅŸ; biri padiÅŸahın cılız kalbine; biri ‘vaktin oÄŸlu’ olabilenlere, biri de Ramazan’ın rüzgârını yüreÄŸinde hissedenlere…

Erguvanim.Net Facebook'ta

Yorum Ekle