<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Erguvanim &#187; Bilim-Teknik</title>
	<atom:link href="http://www.erguvanim.net/blog/category/bilim-teknik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.erguvanim.net/blog</link>
	<description>BUGÜN YENİ BİR GÜN...</description>
	<lastBuildDate>Wed, 08 Feb 2012 19:55:01 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Dünyadan uzayın derinliklerine seyahat</title>
		<link>http://www.erguvanim.net/blog/dunyadan-uzayin-derinliklerine-seyahat/</link>
		<comments>http://www.erguvanim.net/blog/dunyadan-uzayin-derinliklerine-seyahat/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 08 Feb 2012 19:50:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İlginç]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim-Teknik]]></category>
		<category><![CDATA[Video]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[evren]]></category>
		<category><![CDATA[kainat]]></category>
		<category><![CDATA[Uzay]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erguvanim.net/blog/?p=7113</guid>
		<description><![CDATA[1997 yapımı Mesaj (Contact) filminden etkileyici bir sahne. Dünyadan başlayıp uzayın derinliklerine uzanan yolculuk.. Daha fazla uzay videosu için buraya tıklayın.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http://www.erguvanim.net/blog/dunyadan-uzayin-derinliklerine-seyahat/&amp;layout=standard&amp;show_faces=1&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light&amp;font=" scrolling="no" frameborder="0" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:30px"></iframe><p>1997 yapımı <a href="http://www.uzaybilim.net2011/12/mesaj-contact.html" target="_blank">Mesaj (Contact)</a> filminden etkileyici bir sahne. Dünyadan başlayıp uzayın derinliklerine uzanan yolculuk..</p>
<p><iframe width="480" height="360" src="http://www.youtube.com/embed/bp8G1DGFQL4" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></p>
<p>Daha fazla uzay videosu için <a href="http://www.uzaybilim.net/search/label/video" target="_blank">buraya</a> tıklayın.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erguvanim.net/blog/dunyadan-uzayin-derinliklerine-seyahat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Thomas Edison</title>
		<link>http://www.erguvanim.net/blog/thomas-edison/</link>
		<comments>http://www.erguvanim.net/blog/thomas-edison/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Jan 2012 00:27:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kumsal</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim-Teknik]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Biyografi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erguvanim.net/blog/thomas-edison/</guid>
		<description><![CDATA[Thomas Edison (1847 &#8211; 1931) Thomas Edison, 1847’de Amerika’nın Ohio eyaletinde dünyaya geldi. Yedi yaşındayken ailesiyle birlikte Michigan’daki Port Huron’a yerleşti ve ilköğrenimine burada başladı. Fakat başladıktan yaklaşık üç ay sonra algılamasının yavaşlığı nedeniyle okuldan uzaklaştırıldı. Bundan sonraki üç yıl boyunca özel bir öğretmen tarafından eğitildi. Son derece meraklı ve yaratıcı kişiliğe sahip bir çocuk [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http://www.erguvanim.net/blog/thomas-edison/&amp;layout=standard&amp;show_faces=1&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light&amp;font=" scrolling="no" frameborder="0" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:30px"></iframe><p><strong>Thomas Edison (1847 &#8211; 1931)</strong></p>
<p>Thomas Edison, 1847’de Amerika’nın Ohio eyaletinde dünyaya geldi. Yedi yaşındayken ailesiyle birlikte Michigan’daki Port Huron’a yerleşti ve ilköğrenimine burada başladı. Fakat başladıktan yaklaşık üç ay sonra algılamasının yavaşlığı nedeniyle okuldan uzaklaştırıldı. Bundan sonraki üç yıl boyunca özel bir öğretmen tarafından eğitildi. Son derece meraklı ve yaratıcı kişiliğe sahip bir çocuk olan Edison, 10 yaşına geldiğinde kendisini fizik ve kimya kitaplarına verdi.</p>
<p>Oniki yaşına geldiğinde ailesine yardım etmek için Port Huron ile Detroit arasında çalışan trende gazete satmaya başlayan Edison, evlerindeki laboratuvarını trenin yük vagonuna taşıyarak, çalışmalarını burada sürdürdü. Bu dönemde Edison; Michael Faraday’ın “Experimental Research in Electricity” adlı yapıtını okudu ve derinden etkilendi. Bunun üzerine bir yandan Faraday’ın deneylerini tekrarladı bir yandan da kendi deneylerine ağırlık vererek daha düzenli çalışmaya ve notlar tutmaya başladı.<br />
<span id="more-1084"></span><br />
1868′de kendine atölye kurdu ve aynı yıl geliştirdiği elektrikli bir oy kayıt makinasının patentini aldı. Aygıt oldukça ilgi topladı ama kimse tarafından satın alınmadı. Tüm parasını yitiren Edison, Boston’dan ayrılarak New York’a yerleşti. Edison’un şansı altın borsasının düzenlenmesinde kullanılan telgrafın bozulması üzerine döndü. Borsa yetkililerinin istemi üzerine aygıtı ustaca tamir eden Edison, Western Union Telegraph Company’den geliştirilmekte olan telgraflı kayıt aygıtları üzerinde yetkinleştirme çalışması yapma önerisi aldı. Bunun üzerine bir arkadaşı ile birlikte Edison Universal Stock Printer mühendislik şirketini kurdu. Ve sattığı patentlerle kısa sürede önemli bir servet edindi.</p>
<p>Bu parayla New Jersey’deki Newark’ta bir imalathane kurarak telgraf ve telem aygıtları üretmeye başladı. Bir süre sonra imalathanesini kapatarak New Jersey’deki Menlo Park’ta bir araştırma laboratuvarı kurdu ve tüm zamanını yeni buluşlar yapmaya yönelik çalışmalara ayırdı.</p>
<p>Edison, 1876′da Graham Bell’in geliştirdiği konuşan telgraf üzerinde çalışmaya başladı. Aygıta karbondan bir iletici ekleyerek telefonu yetkinleştirdi. Ses dalgalarının dinamiği üzerine yaptığı bu çalışmalardan yararlanarak 1877′de sesi kaydedip yineleyebilen gramafonu geliştirdi. Geniş yankı uyandıran bu buluşu ününün uluslararası düzeyde yayılmasına neden oldu.</p>
<p>1878′de William Wallace’in yaptığı 500 mum güçündeki ark lambasından etkilenen Edison, bundan daha güvenli olan ve daha ucuz bir yöntemle çalışan yeni bir elektrik lambasını geliştirme çalışmasına girişti. Bu amaçla açtığı bir kampanyanın yardımıyla önde gelen işadamlarının parasal desteğini sağladı ve Edison Electric Light Company’yi kurdu. Oksijenle yanan elektrik arkı yerine havası boşaltılmış bir ortamda (vakum) ışık yayan ve düşük akımla çalışan bir ampul yapmayı tasarlıyordu. Bu amaçla 13 ay boyunca flaman olarak kullanabileceği bir metal tel yapmaya uğraştı. Sonunda 21 Ekim 1879′da özel yüksek voltajlı elektrik üreteçlerinden elde ettiği akımla çalışan karbon flamanlı elektrik ampulünü halka tanıttı. Üç yıl sonra New York sokakları bu lambalarla aydınlanacaktı.</p>
<p>İki kez evlenerek altı çocuk sahibi olan Edison, 1931 yılında New Jersey’de hayata gözlerini yumdu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erguvanim.net/blog/thomas-edison/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İnsan gözü kaç megapiksel?</title>
		<link>http://www.erguvanim.net/blog/insan-gozu-kac-megapiksel/</link>
		<comments>http://www.erguvanim.net/blog/insan-gozu-kac-megapiksel/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 28 Dec 2011 21:07:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kumsal</dc:creator>
				<category><![CDATA[İlginç]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim-Teknik]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erguvanim.net/blog/?p=139</guid>
		<description><![CDATA[Günlük hayatta &#8220;vay be, adamın cep telefonunun kamerası 2.0 mp&#8221; ya da bende bi makina var &#8220;12 MP&#8221; gibi sözler duyarız ve &#8220;vay be, teknoloji nerelere kadar geldi&#8221; deriz. Hatta bazen &#8220;ya bu kamera benim gözümle gördüğümden de net çıkarıyor görüntüleri&#8221; falan bile deme cüretinde bulunuruz. İşin aslını yapılan araştırmalar gösteriyor ve bakın teknoloji hala [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http://www.erguvanim.net/blog/insan-gozu-kac-megapiksel/&amp;layout=standard&amp;show_faces=1&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light&amp;font=" scrolling="no" frameborder="0" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:30px"></iframe><p><img class="alignleft" src="http://img517.imageshack.us/img517/5820/eyerm9.jpg" alt="" width="245" height="165" /> Günlük hayatta &#8220;vay be, adamın cep telefonunun kamerası 2.0 mp&#8221; ya da bende bi makina var &#8220;12 MP&#8221; gibi sözler duyarız ve &#8220;vay be, teknoloji nerelere kadar geldi&#8221; deriz. Hatta bazen &#8220;ya bu kamera benim gözümle gördüğümden de net çıkarıyor görüntüleri&#8221; falan bile deme cüretinde bulunuruz. İşin aslını yapılan araştırmalar gösteriyor ve bakın teknoloji hala ne kadar aciz; ne kadar basit ve kainata kıyasla ne kadar geride kalmış. Açıklamayı size çeviriyorum:</p>
<p>Gözümüz tek bir taslak üzerinde kurgulanmış anlık çekimleri yakalayan bir fotoğraf makinası değildir. Daha çok bir video silsilesine benzemektedir. Gözümüz, küçük açılarla, anlık hareket eder ve etrafımızdaki detayları beyne yansıtmak için sürekli kendisini günceller. Ayrıca iki tane gözümüz vardır ve beynimiz, çözünürlüğü daha da arttırmak için her iki gözden gelen sinyalleri toplamaktadır. Daha fazla bilgi toplamak için de haliyle gözümüzü, gördüğümüz şeyin etrafında hareket ettiririz. Bu nedenlerden dolayı, göz ve beyin birlikteliği, retinadaki fotoalıcıların sayıca fazlalığı sayesinde,bir makinada olabileceğinden çok daha yüksek çözünürlükte veriler elde etmemizi sağlar. Aşağıda verilen eşdeğer megapiksel değerler, insan gözünün bir manzarayı ne kadar netlikte gördüğünü açıklayan bilimsel bir detaydır. <span id="more-139"></span></p>
<p>Yukarıdaki insan gözünün çözünürlüğünü sağlamaya neden olan veriler ışığında,şimdi önce küçük bir örnekle başlayalım: Şimdi önünüzde 90&#8242;a 90 derecelik açıda (gözümüzün açıları yani) bir görüntünün olduğunu farzedelim, aynen pencereden dışarıdaki bir manzarayı seyredermiş gibi. Bu durumda piksel sayıları ortalama bir göz için:</p>
<p>90 derece * 60 arc-dakika/derece * 1/0.3 * 90 * 60 * 1/0.3 = 324,000,000 pixels (324 megapiksel) olur.</p>
<p>Gerçekte her an bu kadar çok çözünürlük elde etmiyoruz, ama gözümüz bir manzarada istediğiniz tüm detayları görmenize olanak sağlamak için sürekli istediğiniz detayın etrafında hareket eder. Ama insan gözü, bu açıdan çok daha fazla bir açı görür ki bu da 180 dereceye yakındır.Biraz küçük düşünüp 120 derecelik bir açıyla bakabildiğimizi varsayacak olsak bile:</p>
<p>120 * 120 * 60 * 60 / (0.3 * 0.3) = 576 megapiksel verisini elde ederiz.</p>
<p>İnsan gözünün görebileceği gerçek açı değeri şüphesiz ki çoook daha fazla çözünürlüğe tekabul eder. Bu yapıdaki (çözünürlükteki) bir veriyi kaydetmek içinse, çok fazla alana kayıt imkanı sağlayabilecek kadar gelişmiş bir kamera olması lazım.</p>
<p><strong>Şimdi teorik bilgiyi bir kenara bırakıp , sözün özünü aktaracak olursak, pencere gibi sınırları olan bir alandan dışarıya baktığınızda gördüğünüz manzara, beyninizde 324 megapiksele eşdeğer olarak yer alıyor. Eğer görüntünüzü engelleyecek bir maniniz yoksa, 576 MP. Şimdi kameralardaki özellikler benim GÖZÜMDE solda sıfır kaldı vallahi.</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erguvanim.net/blog/insan-gozu-kac-megapiksel/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bilimin en büyük kan davası: Galieo Galilei</title>
		<link>http://www.erguvanim.net/blog/bilimin-en-buyuk-kan-davasi-galieo-galilei/</link>
		<comments>http://www.erguvanim.net/blog/bilimin-en-buyuk-kan-davasi-galieo-galilei/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 21 Dec 2011 14:30:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kumsal</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim-Teknik]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Biyografi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erguvanim.net/blog/?p=1422</guid>
		<description><![CDATA[Galieo Galilei, evrenin merkezinin Güneş olduğu fikrini kabul etmiş, bu nedenle de Vatikan&#8217;ı karşısına almıştı&#8230; İddianın doğruluğuna ilişkin özür, geç de olsa, tam 359 yıl sonra dile getirilmişti. Amansız çekişme çok eski yıllara uzanmakla birlikte tüm dünya bu haberle çalkalanmıştı. 1992&#8242;de Vatikan, &#8220;evrenin merkezi dünyadır&#8221; savını geri çekip, Toscanalı inatçı bilim adamının haklılığını kabul ediyordu. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http://www.erguvanim.net/blog/bilimin-en-buyuk-kan-davasi-galieo-galilei/&amp;layout=standard&amp;show_faces=1&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light&amp;font=" scrolling="no" frameborder="0" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:30px"></iframe><p>Galieo Galilei, evrenin merkezinin Güneş olduğu fikrini kabul etmiş, bu nedenle de Vatikan&#8217;ı karşısına almıştı&#8230;</p>
<p>İddianın doğruluğuna ilişkin özür, geç de olsa, tam 359 yıl sonra dile getirilmişti. Amansız çekişme çok eski yıllara uzanmakla birlikte tüm dünya bu haberle çalkalanmıştı. 1992&#8242;de Vatikan, &#8220;evrenin merkezi dünyadır&#8221; savını geri çekip, Toscanalı inatçı bilim adamının haklılığını kabul ediyordu.<br />
<span id="more-1422"></span></p>
<p>Papa II. Jean Paul, yaptığı açıklamayla, Kutsal Roma Katolik Kilisesi ile fizikçi ve gökbilimci Galileo Galilei arasında yaşanan, bilim tarihinin en uzun süren kan davasını da noktaladı. Birçok kişi için Vatikan&#8217;la Galilei arasında yaşanan çekişme, bilimin dinsel dogma karşısındaki zaferinin bir simgesi. Galilei&#8217;nin asıl &#8220;suçu&#8221; dinsel değerlere aykırı düşen görüşlere ya da dini inkâra değil, daha sıradan bir nedene dayanıyordu. O, Aristoteles&#8217;in eski öğretilerini çürütmüş, dolayısıyla antik Yunan filozoflarının &#8220;kuşku duyulmaması gereken&#8221; iddialarına dayanan ünlü akademisyenlerin kovanına çomak sokmuştu. Galilei&#8217;nin çıkışlarından rahatsız olan dönemin bilim otoriteleri, bu çatlak sesi susturması için Vatikan&#8217;a baskı yapmışlardı.</p>
<p>Geleceğin dahisi Galileo Galilei, 15 Şubat 1564&#8242;te Pisa&#8217;da dünyaya geldi. Babası Vincenzo Galilei, Floransa&#8217;nın ünlü bir ailesinden gelmekle birlikte, orta halli bir adamdı; kendisini daha çok felsefeye vermişti. Çocukluk yıllarını babasının entelektüel yaşam tarzı şekillendirmişti. Galilei, ilk önce Güzel Sanatlar Akademisi&#8217;ne yazıldı; ancak, 17 yaşında babasının isteği üzerine Tıp Fakültesi&#8217;ne başladı. Onun gözü ise, mekanik bilimlerdeydi. Matematiğe büyük bir merak sarmış, makinelerin matematiksel hesaplamaları konusunda yoğunlaşmıştı. 18 yaşındayken, babası da Floransa&#8217;ya dönünce, meydanı boş buldu ve üniversite derslerini bir kenara bırakarak, bir aile dostundan gizlice matematik dersleri almaya başladı. Öğretmeni Ostilio Ricci, matematikle birlikte fiziğe de meraklıydı.</p>
<p>Arkhimedes&#8217;in hayranıydı; bu büyük bilginin tüm eserlerini ezberlemiş, icatlarına temel olan matematik kurallarını incelemişti. Galilei, aldığı dersler sırasında devrim yaratacak fikirlerini de şekillendirmeye başlamıştı: Gezegenlerin hareketleri gibi doğal fenomenler matematikle açıklanabilirdi. Bu iddia, şimdi çok aykırı görünebilir, ancak, 16. yüzyılda evrenle ilgili araştırmalar yapan bilim adamları tek bir kaynağa dayanıyorlardı: Yunanlı filozof Aristoteles, M.Ö. 4. yüzyılda, bilime ilişkin her türlü yaklaşımı inceleyen düşünür, gününün koşullarında pek çok soruyu cevaplamaya çalış-mıştı.</p>
<p>Ancak doğaldır ki, ileri sürdükleri tartışılmaya başlamıştı. Galilei hayatını Aristoteles öğreti-lerine saldırarak ve onu körü körüne izleyenlerle savaşarak geçirdi. Bunun gerçekleşmesinde gerekli ipuçlarını, ona Ricci sunmuştu</p>
<p>Galilei, Pisa Katedrali&#8217;nde otururken, tavanda asılı duran lambanın gidiş gelişleri dikkatini çekti. Lamba bir düzen içinde sallanıyordu. Bu konuda yaptığı deneyler sonucunda; salınımların eşzamanlı olduğunu, matematik kurallarını izlediğini; dolayısıyla, zamanı belirtmede sarkacın kullanılabileceğini ortaya koydu. Ayrıca, bu yöntemle hastaların nabızlarını ölçmeye yarayan bir de cihaz geliştirdi.</p>
<p>Buluşu, Galilei&#8217;nin tıp profesörlerini bir süreliğine memnun etmişti. Ancak 1585&#8242;te, kendisine destek verilmesi isteğini reddettiler ve saygısızlık ettiği gerekçesiyle onu kovdular. Bu olayı izleyen yıllarda, zamanının büyük bir bölümünü matematik öğrenmeye ve çalışmalarına ayırdı. Artık tek bir hayali vardı: profesyonel bir matematikçi olmak.1588&#8242;e gelindiğinde, beş üniversiteden ret cevabı almış, hatta bir ara doğduğu kentten ayrılmayı bile düşünmüştü. Ancak, sonunda Pisa&#8217;da üç yıllığına matematik dersi verme isteğini kabul ettirdi. Tabii ki, burada da rahat durmayacak ve meslektaşlarını kızdırmaya devam edecekti.</p>
<p>Meslektaşlarından bir kısmı, deney yönteminin Aristoteles&#8217;e körü körüne bağlanmaktan daha doğru bir yol olduğunu kabul ediyordu. Ancak yine de, &#8220;cisimlerin düşüşü&#8221; ile ilgili Aristoteles&#8217;in geliştirdiği fizik yasasını benimsiyorlardı: Ağır cisimler daha hızlı, hafif cisimler daha yavaş düşer. Galilei ise, bu yasayı çürütmeye koyuldu. O; kâğıt, tüy gibi hafif cisimlerin yavaş düşmesinin havanın karşı koymasından ileri geldiğini; gerçekte ise, aynı yükseklikten bırakılan farklı ağırlıktaki iki cismin, yere aynı zamanda düşeceğini ileri sürüyordu. Pisa&#8217;daki ünlü eğri kuleye çıktı, biri büyük, ağır; diğeri küçük, hafif iki topu aynı anda bıraktı. İkisi de aynı anda yere düşmüştü.</p>
<p>Bu deney, üniversitedeki diğer profesörleri fazlasıyla kızdırmıştı. Gerçeğin yüzlerine vurul-masını hazmedemeyen okul yönetimi, Galilei&#8217;nin sözleşmesini yenilemedi. 28 yaşındaki bilim adamı, başka sulara yelken açmak zorunda kaldı. Uzun uğraşlar sonunda, Padova&#8217;ya yerleşti ve kent dükünün himayesi altında Padova Üniversitesi&#8217;nin matematik kürsüsünden kabul ce-vabı aldı. En ünlü keşiflerini ve teorilerini, bu üniversitedeki yılları sırasında gerçekleştirecek-ti.</p>
<p>Galilei topları Pisa Kulesi&#8217;nden gerçekten attı mı?<br />
Galilei&#8217;nin altın ve kurşun karışımı topları Pisa Kulesi&#8217;nden aşağıya atarak gerçekleştirdiği ileri sürülen deney, bilim adına bir efsane kabul ediliyor. Ancak bu deneyi gerçekleştirip ger-çekleştirmediği tartışılıyor. Massachusetts Teknoloji Enstitüsü&#8217;nden Prof. Dr. Giorgio de Santillana, Britannica Ansiklopedisi&#8217;nin Galieo Galilei bölümüne yazdığı önsözde, öykünün gerçek temelinin bulunmadığını belirtiyor. Ancak, 1994&#8242;te Galilei&#8217;nin biyografisini kaleme alan James Reston ise efsanenin doğru olduğu kanısında.<br />
Ancak kesin olan, 1586&#8242;da Simon Stevin adlı Flaman matematikçinin, Galilei&#8217;ninkine tamamıyla benzeyen deneyi 3 yıl sonra gerçekleştirip, sonuçlarını da yayımlamış olması. Stevin de Galilei gibi, Aristotales&#8217;in ağır cisimlerin hafif cisimlere oranla daha hızlı düştüğü savını çürütmeye çalışmıştı. Bunu ispatlamak için biri diğerine göre on kat daha ağır kurşun topları, 9 m. yükseklikten aşağıya bıraktı. İki top da aynı anda yere düşmüştü.<br />
Galilei belki de hiç gerçekleştirmediği bir deneyle ün kazanmış ve Kilise&#8217;ye karşı bunun so-nuçlarına katlanmak zorunda kalmıştı. Bu deney yıllar sonra 2 Ağustos 1971&#8242;de, Apollo 15&#8242;in komutanı Dave Scott tarafından gerçekleştirildi. Scott bir çekiçle kuş tüyünü aynı anda bıraktı. Ay&#8217;ın havasız ortamında, iki cisim de aynı anda hızla yere düştüler.</p>
<p>1602&#8242;de yine Aritoteles&#8217;in yasalarını çürütmeye çalışmakla meşguldü. Çeşitli ağırlıkta toplar alarak, bunların bırakıldıkları zeminin 1602&#8242;de yine Aritoteles&#8217;in yasalarını çürütmeye çalışmakla meşguldü. Çeşitli ağırlıkta toplar alarak, bunların bırakıldıkları zeminin eğrilik derecesine göre yavaş ya da hızlı düşeceklerini kanıtlamaya girişti. Oluğa benzeyen tahta, sırasıyla çeşitli açılarda eğri tutuldu. Cisimlerin ağırlıklarına göre değil, tahtanın eğrilik derecesine göre hızlı ya da yavaş yuvarlandıkları görüldü.<br />
Galilei&#8217;nin eline koz verecek bir başka olay da, Ekim 1604&#8242;te yaşandı. Yıldız patlaması şeklinde tanımlanan üstnova, tartışmayı başlatan kıvılcım olmuştu. Avrupalı gökbilimciler, Ophiucus Takımyıldızı&#8217;nda meydana gelen büyük bir patlama keşfetmişlerdi. Halbuki Aristoteles, yıldızların yerlerinden kımıldamayan sabit cisimler olduğunu belirtmişti. Galilei, bu konuyla ilgili olarak pek çok konferansa katılınca, Padova Üniversitesi profesörlerini de karşısına aldı.<br />
1609&#8242;da, Hollandalılar&#8217;ın uzaktaki cisimleri daha yakın gösteren bir cihazı keşfettiklerini duyması, onun için bir dönüm noktası oldu. Bu cihaz teleskoptu.<br />
Galilei, Venedik&#8217;teyken kendi adını taşıyan ıraksak mercekli dürbünle bu keşfi geliştirdi ve gökcisimlerini incelemeye başladı. Gördükleri, Aristoteles&#8217;in tüm iddialarını yerle bir ediyordu. Önce, Ay üzerinde gözlemler yaparak dağların yüksekliğini ölçtü. Güneş üzerindeki lekeleri saptadı. Bugün de &#8220;Galilei Uyduları&#8221; diye anılan, Jüpiter&#8217;in ekseninde dönen uyduları keşfetti.<br />
Ancak en çok endişe uyandıran buluşu Venüs&#8217;tü. Galilei, Venüs&#8217;ün de Dünya&#8217;nın hareketlerine benzer evreler geçirdiğini gördü. Aristoteles&#8217;e göre Dünya, evrenin merkeziydi ve diğer gezegenler onun yörüngesinde yer alıyordu. Dolayısıyla, Venüs&#8217;ün tam bir daire çizmesi ge-rekliydi, yarım daire değil. Ancak, teleskopu bunu göstermiyordu. Galilei, Dünya&#8217;nın evrenin merkezi olmadığına ilişkin çok somut bir kanıt elde etmişti.<br />
Buluşlarını 1610 yılında yayımladığı Yıldızların Habercisi (Sidereus Nuncius) başlıklı kitabında açıklayınca, büyük bir yankı uyandırdı ve uluslararası alanda ün kazandı. Bu kitapla Vatikan&#8217;ın dikkatini de üzerine çekmişti. Başta her şey iyi gidiyordu: Papanın gökbilimcilerine teleskopuyla bir sunum yapması için davet edilmişti, bunun yanı sıra iddialarını sevinçle karşılamışlardı.<br />
Ancak Galilei, iki konuda Vatikan&#8217;ı karşısına aldı. Keşiflerinden de aldığı cesaretle, Güneş Sistemi&#8217;nin merkezinin Güneş olduğunu kendisinden 70 yıl önce ileri süren Kopernik&#8217;i des-tekledi. İkinci olarak da, teleskopuyla gökyüzüne bakmak istemeyen Aristotelesçilerle yine dalga geçti.<br />
Ünleri ve meslekleri tehdit altına girmeye başlayan bilim adamları, Galilei&#8217;nin Kopernik&#8217;i desteklemesiyle İncil&#8217;e sarıldılar. Yehova&#8217;nın Eski Ahit&#8217;inde aradıklarını buldular: Bir öyküde, Güneş&#8217;in hareketsiz durduğunun &#8220;varsayıldığı&#8221; belirtiliyordu. Bu da, aslında Güneş&#8217;in hareket ettiği anlamında yorumlanabilirdi.<br />
Galilei&#8217;nin düşmanları, Kopernik ve onun görüşlerini benimseyenlerin Kutsal Kitap&#8217;ın doğru-luğunu karalamaya ve yalanlamaya çalıştıklarını ilan ettiler. Bu nedenle de dini inkâr suçunu işlediklerini öne sürdüler. Vatikan&#8217;ın şüpheli inkârcıları araştıran görevlileri konuya el koy-makta geç kalmadılar. Galilei için bundan sonraki durak artık belli olmuştu: Engizisyon!</p>
<p>5 Mart 1616&#8242;da, Yüksek Din Kurulu bir emirname yayımladı. Engizisyon kurumunun yüksek mahkemesi sayılan bu kurul, emirnamesiyle, Kopernik&#8217;in bütün kitaplarını yasaklıyordu. On-dan birkaç gün sonra da, kardinal Bellarmino, Galilei&#8217;yi sarayına çağırarak, papa ile Yüksek Kurul&#8217;un ortak emrini bildirdi. Kendisinden<br />
Kopernik&#8217;in görüşlerine katılmaktan vazgeçme-sini istedi. Galilei boyun eğer gibi göründü. Çünkü bunun bir oyun olduğunu, karşı gelecek olursa Bellarmino&#8217;nun bunu &#8220;suçu açıkça kabul etmek&#8221; sayacağını ve Engizisyon Mahkemesi&#8217;nde aleyhinde kanıt olarak kullanacağını anlamıştı. Galilei bu seferlik ucuz atlatmıştı.</p>
<p>Aydın bir din adamı olan papa VIII. Urbano&#8217;nun Vatikan&#8217;ın başına geçmesiyle biraz olsun rahatladı. 1624 yılında, Güneş Sistemi&#8217;yle ilgili teorileri tartışacağı yeni bir kitap yazmaya başladı. Ancak bir şart koşulmuştu: Kitapta hiçbir teorinin tam olarak doğru olduğunun bili-nemeyeceği, bunu sadece Tanrı&#8217;nın bilebileceği vurgulanmalıydı. 1632&#8242;de, İki Büyük Dünya Sistemi, Ptolemaios ve Kopernik Sistemleri</p>
<p>Üzerine Konuşmalar (Dialoge Sopra i due Massimi Sistemi de Mondo, Ptolemaico e Copernico) adlı kitabını yayımladı. Kitap, Avrupa&#8217;da büyük ilgi gördü ve bilim literatürünün klasik eserleri arasındaki yerini aldı. Büyük bilgin, bu eserinde de Kopernik&#8217;i savunmuştu. Büyük fırtına koparan eser, gericileri endişeye düşürmüştü. Onlara göre, Galilei&#8217;nin kitabıyla &#8220;yer, gök alt üst olmuştu&#8221;. Galilei bunun böyle olacağını önceden bildiği için, kitabında Simplicius&#8217;u şöyle konuşturmuştu: &#8220;Yeni düşünce tarzı yerle göğü alt üst ediyor!&#8221;</p>
<p>1633&#8242;te, 69 yaşındaki bilim adamı, dini inkâr suçundan Roma&#8217;ya çağrıldı. Uzun sorgulamalar sonunda, mahkemenin işkence kararı kendisine bildirilince, birdenbire durgunlaştı. Belki davası uğruna her türlü işkenceye göğüs gerebilirdi, ama, çektiği acıların bilime ne yararı olacaktı ki? Kopernik&#8217;in sistemini redde zorlanmıştı, o da bunu kabul etti. İddiasından vazgeçmişti; dizlerinin üzerinde doğrulurken şöyle mırıldanmıştı: &#8220;Her şeye rağmen Dünya dönüyor&#8221;.<br />
Ömür boyu hapse mahkûm edilen Galilei, Floransa yakınlarında bir evde son 9 yılını göz hapsinde geçirdi. Bu soyutlanmış yaşamı sırasında, bilimsel çalışmalarını sürdürdü. Hareket ve güç konusunda yazdığı kitabı Mekanikle İlgili İki Yeni Bilim Üzerine Söylevler ve Matematiksel Kanıtlar (Discorsi e Dimostrazioni Mathematice Intorno a Due Nuove Scienze Attenenti alla Mecanica), Galilei&#8217;nin bilim dünyasına kattığı en önemli eserlerden biri. Bu kitabıyla bir kez daha, bilimsel devrimlerin matematiğe dayandığını kanıtlıyordu.</p>
<p>8 Ocak 1642&#8242;de, 77 yaşında öldü. Ölümünden hemen sonra Noel günü, Lincolnshire çiftliğinde, Galilei&#8217;nin attığı temelleri geliştirecek bir erkek çocuk dünyaya geldi. Bu çocuğun adı Isaac Newton&#8217;dı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erguvanim.net/blog/bilimin-en-buyuk-kan-davasi-galieo-galilei/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;nin yeraltı zenginlikleri&#8230;</title>
		<link>http://www.erguvanim.net/blog/turkiyenin-yeralti-zenginlikleri/</link>
		<comments>http://www.erguvanim.net/blog/turkiyenin-yeralti-zenginlikleri/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 10 Nov 2011 15:43:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kumsal</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim-Teknik]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erguvanim.net/blog/?p=1620</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye maden rezervi açısından dünyanın en zengin ülkeleri arasında yer alırken, adeta büyük bir servetin üzerinde yaşıyoruz. MTA verilerinden derlenenbilgilere göre, Türkiye&#8217;nin karmaşık jeolojik yapısı çok çeşitli madenlerin ülkede bulunmasına olanak sağlıyor. Türkiye yeraltı kaynakları yönünden dünya madenciliğinde adı geçen 132 ülke arasında toplam üretim değeri itibarıyla 28&#8242;inci, maden çeşitliliği itibariyle 10&#8242;uncu sırada yer alıyor. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http://www.erguvanim.net/blog/turkiyenin-yeralti-zenginlikleri/&amp;layout=standard&amp;show_faces=1&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light&amp;font=" scrolling="no" frameborder="0" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:30px"></iframe><p>Türkiye maden rezervi açısından dünyanın en zengin ülkeleri arasında yer alırken, adeta büyük bir servetin üzerinde yaşıyoruz.</p>
<p>MTA verilerinden derlenenbilgilere göre, Türkiye&#8217;nin karmaşık jeolojik yapısı çok çeşitli madenlerin ülkede bulunmasına olanak sağlıyor.</p>
<p>Türkiye yeraltı kaynakları yönünden dünya madenciliğinde adı geçen 132 ülke arasında toplam üretim değeri itibarıyla 28&#8242;inci, maden çeşitliliği itibariyle 10&#8242;uncu sırada yer alıyor.</p>
<p>Türkiye başta endüstriyel ham maddeler olmak üzere, metalik madenler, enerji ham maddeleri ve jeotermal kaynaklar açısından zengin bir konumda bulunuyor.</p>
<p>Türkiye&#8217;de günümüzde dünyada ticareti yapılan 90 çeşit madenden 77&#8242;sinin varlığı Türkiye&#8217;de saptanırken, halen 60 civarında farklı maden ve mineral üretimi yapılıyor.<br />
<span id="more-1620"></span><br />
Dünya metal maden rezervlerinin yüzde 0.4&#8242;ü, endüstriyel hammadde rezervlerinin yüzde 2.5&#8242;i, kömür rezervlerinin yüzde 1&#8242;i ve jeotermal potansiyelinin yüzde 0.8&#8242;i Türkiye&#8217;de bulunuyor.</p>
<p>Zengin olunan madenler arasında ilk sırayı, 3.066 milyar ton ile dünya rezervlerinin yüzde 72&#8242;ini oluşturan, bor mineralleri alıyor.</p>
<p><strong>ALTIN POTANSİYELİ</strong></p>
<p>Türkiye&#8217;nin teorik altın potansiyelinin 6 bin 500 ton olduğu tahmin ediliyor. Türkiye, bu potansiyelle dünyada ikinci potansiyel durumunda bulunuyor. Şu ana kadar yapılan çalışmalarla 600 ton altın varlığı görünür hale getirilirken, mevcut potansiyelin yüzde 10&#8242;u bulundu ve altın yataklarından şu ana kadar 50 ton civarında altın üretildi.</p>
<p>Takı, mücevher tasarımında dünyanın önde gelen ülkeleri arasında yer alan Türkiye&#8217;de yılda 300 ton altın ithal ediliyor. İthal edilen altının 100-150 tonu Türkiye&#8217;de işlendikten sonra ihraç ediliyor, kalanı ise yurtiçinde tüketiliyor.</p>
<p><strong>JEOTERMALDE AVRUPA BİRİNCİSİYİZ</strong></p>
<p>Teorik jeotermal enerji potansiyeli 31 bin 500 MWt (megavat termal) olan Türkiye, bu potansiyeli ile dünyada 7&#8242;nci, Avrupa da ise birinci konumda bulunuyor. Türkiye&#8217;nin bugün jeotermal enerjiyi doğrudan kullanım kapasitesi bin 229 MWt. Doğrudan kullanım açısından ise Türkiye dünya sıralamasında 5&#8242;inci konumda.</p>
<p><strong>KÖMÜR</strong></p>
<p>Enerji ihtiyacının yerli kaynaklardan karşılanması politikası kapsamında da son 3 yılda yapılan kömür arama projeleri kapsamında (özellikle derin sondajlar yaparak) 20-25 yıldır değişmeyen 8.3 milyar ton kömür rezervi,<br />
300 bin metre sondaj yapılarak ve 2,3 milyar ton yeni kömür rezervi bulunarak yüzde 28 oranında arttı.</p>
<p>Toplam linyit rezervi de 10.6 milyar tona yükseltildi.</p>
<p><strong>YILDA 5-6 MİLYAR DOLAR KATMA DEĞER</strong></p>
<p>Türkiye&#8217;de yılda 150 milyon ton seviyelerinde üretilen maden ürünleri, inşaat sektöründe ve sanayide hammadde olarak tüketilirken, yılda Türkiye&#8217;ye 5-6 milyar dolar katma değer kazandırıyor.</p>
<p>Endüstriyel hammadde potansiyeli açısından Türkiye dünya rezervinin yüzde 2.5&#8242;ine sahip. Bazı endüstriyel hammadde mineralleri açısından ise çok daha fazla oranlarda rezerve sahip olan Türkiye&#8217;de maden ihracatının en büyük kısmını (yüzde 70-80&#8242;ini) endüstriyel hammaddeler oluşturuyor.</p>
<p>Özellikle de 1 milyar doları aşan ihracatla mermer, 400 milyon dolar ihracatla bor önemli yer tutuyor.</p>
<p><strong>DERİN MADEN ARAMACILIĞININ ÖNEMİ</strong></p>
<p>Türkiye&#8217;nin zengin kaynaklara sahip olduğu madenler arasında bor, linyit, mermer, perlit, pomza, feldspat, bentonit, barit, manyezit, sodyumsülfat, kayatuzu, trona, jips, stronsiyum tuzları, zeolit, olivin, asbest, lületaşı, sepiyolit, profilit, dolomit, kalsit, fluorit, kuvars-kuvarsit, siliskumu, zımpara, diyatomit, kireçtaşı yer alıyor.</p>
<p>Söz konusu madenler ile daha çok kömür rezervi bulmak için derin maden aramacılığı ve işletmeciliğine geçmek önem taşıyor.</p>
<p><strong>2010 MADEN İHRACAT HEDEFİ 10 MİLYAR DOLAR</strong></p>
<p>Türkiye&#8217;nin 2004 yılında yaklaşık 1.3 milyar dolar olan maden ürünleri ihracatı, 2005 yılında 1.5 milyar dolara çıktı. 2006 yılında yaklaşık 2 milyar dolara ulaşan maden ihracatı, geçen sene 2 milyar 715 milyon dolara yükseldi. Bu yılın ilk 6 aylık döneminde ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 34 arttı.</p>
<p>Maden ihracatında doğal taşlar 1 milyar 250 milyon dolar ile ilk sırada yer alıyor. Doğal taşlar ürün grubunu 544.3 milyon dolar ile metalik madenler, 491 milyon dolar ile endüstriyel hammaddeler takip ediyor.</p>
<p>Maden ihracatında bor, krom, selestit, manyezit, barit, mermer, ponza, feldspat gibi madenlerin ilk sırada yer aldığını ifade eden yetkililer, Türkiye&#8217;de yılda yaklaşık 60 milyon ton kadar üretilen kömürün ise büyük çoğunluğunun termik santrallerde olmak üzere yurtiçinde tüketildiğini belirtti.</p>
<p>Madencilikle yeniden yapılanma ve planlama dönemine geçildiğine dikkat çeken yetkililer, 2010 yılında da maden ihracatının 10 Milyar dolar olarak hedeflendiğini kaydetti. Diğer önemli maden rezervleri şöyle:</p>
<p>* Çinko-kurşun: Türkiye&#8217;nin metal içeriği olarak 860 bin ton kurşun, 2.3 milyon ton çinko rezervi bulunuyor.<br />
* Demir: Ortalama yüzde 50-55 tenörlü işletilebilir demir rezervi toplamı 113 milyon ton dolayında bulunuyor.<br />
* Krom cevheri:Türkiye&#8217;nin krom rezervi 26 milyon ton civarında.<br />
* Bor: Türkiye 3 milyar 66 milyon ton olan bor rezervleri ile dünya bor potansiyelinin yüzde 72&#8242;sini elinde bulunduruyor.<br />
* Alüminyum: Alüminyum üretimine uygun boksit rezervi 87 milyon ton civarında bulunuyor.<br />
* Bakır: Türkiye&#8217;de toplam bakır rezervi, metal içeriği olarak 1.5 milyon ton bakır düzeyinde bulunuyor. Ekonomik olarak değerlendirilmeyen düşük tenörlü bakır kaynakları dahil edildiğinde toplam bakır kaynağı metal içeriği olarak 3.5 milyon tonu buluyor.<br />
* Trona: Türkiye&#8217;nin Beypazarı ve Kazan yataklarıyla beraber toplam trona rezervi 836 milyon ton düzeyinde.<br />
* Alçıtaşı: Büyük alçıtaşı potansiyeline sahip olan Türkiye&#8217;nin rezervleri tam olarak belirlenmedi. Yıllık alçı taşı üretimi 3 milyon ton civarında.<br />
* Mermer ve doğal taşlar: Türkiye&#8217;nin 80 bölgesinde 150&#8242;den fazla değişik renk, desen, ve kalitede mermer rezervleri bulunuyor. Türkiye&#8217;nin mermer potansiyelinin 5.1 milyar metreküp civarında olduğu tahmin ediliyor.<br />
* Seramik ve cam hammaddeleri: Sektörün ana ham maddesini kuvars, kuvarsit, kuvars kumu, feldspat, kil ve kaolen oluşturuyor. Türkiye&#8217;de 89 milyon ton kaolen, 354 milyon ton seramik ve refrakter kil, 239 milyon ton feldspat, 1.3 milyar ton kuvars kumu, 2.3 milyar ton kuvars-kuvarsit potansiyeli bulunuyor.<br />
* Çimento ve diğer yapı malzemeleri: İnşaat sektöründe büyük oranda hafif yapı elemanı ve beton agregası olarak da kullanılan ponza potansiyeli 1.5 milyar metreküp, perlit potansiyeli ise 5.7 milyar ton düzeyinde.<br />
* Bentonit: Türkiye&#8217;de Ankara Çankırı, Tokat, Edirne ve Ordu illerinde yoğunlaşan değişik alanlarda kullanılabilir 250 milyon ton bentonit rezervi bulunuyor.<br />
* Manyezit: 41-48 manyezit içerikli 111 milyon ton manyezit rezervi bulunuyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erguvanim.net/blog/turkiyenin-yeralti-zenginlikleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>27</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İşte, gerçek renklere sahip dünya</title>
		<link>http://www.erguvanim.net/blog/iste-gercek-renklere-sahp-dunya/</link>
		<comments>http://www.erguvanim.net/blog/iste-gercek-renklere-sahp-dunya/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 13 Oct 2011 05:39:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim-Teknik]]></category>
		<category><![CDATA[Resimler]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[resim]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erguvanim.net/blog/?p=9</guid>
		<description><![CDATA[Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi (NASA), Dünya&#8217;nın &#8221;gerçek renkler&#8221;e sahip en detaylı fotoğrafını yayınladı.Bilim adamları ve grafikerler, uydudan gelen fotoğrafları kullanarak yaptıkları aylar süren çalışmada; karalar, okyanuslar, buz tabakaları ve bulutlara dair kareleri birleştirdi ve yeryüzünün her kilometrekaresinin &#8220;gerçek renkler&#8221;den oluşan görüntüsünü elde etti. Görüntüye dair fotoğrafların büyük bölümü, 2002 yılından bu yana Dünya&#8217;nın 700 kilometre [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http://www.erguvanim.net/blog/iste-gercek-renklere-sahp-dunya/&amp;layout=standard&amp;show_faces=1&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light&amp;font=" scrolling="no" frameborder="0" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:30px"></iframe><p><img style="width: 460px; height: 460px;" src="http://www.cnnturk.com/images/bilim_teknoloji/nasafoto21tz.jpg" alt="" width="460" height="460" /></p>
<p><strong>Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi (NASA), Dünya&#8217;nın &#8221;gerçek renkler&#8221;e sahip en detaylı fotoğrafını yayınladı.</strong><strong>Bilim adamları ve grafikerler, uydudan gelen fotoğrafları kullanarak yaptıkları aylar süren çalışmada; karalar, okyanuslar, buz tabakaları ve bulutlara dair kareleri birleştirdi ve yeryüzünün her kilometrekaresinin &#8220;gerçek renkler&#8221;den oluşan görüntüsünü elde etti.</strong></p>
<p>Görüntüye dair fotoğrafların büyük bölümü, 2002 yılından bu yana Dünya&#8217;nın 700 kilometre yukarısında uçan NASA&#8217;nın Terra uydusunun MODIS ünitesi tarafından çekildi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erguvanim.net/blog/iste-gercek-renklere-sahp-dunya/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bilimsel Efsaneler</title>
		<link>http://www.erguvanim.net/blog/bilimsel-efsaneler/</link>
		<comments>http://www.erguvanim.net/blog/bilimsel-efsaneler/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 03 Oct 2011 21:04:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kumsal</dc:creator>
				<category><![CDATA[İlginç]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim-Teknik]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erguvanim.net/blog/?p=2108</guid>
		<description><![CDATA[Su, kuzey yarımkürede ayrı, güney yarımkürede ayrı yönlerde mi döner? Giderinden girdap oluştura oluştura akan suyun, kuzey yarımkürede ayrı yönde, güney yarımkürede ayrı yönde döndüğü sanılır, bu da dünyanın dönüş hızına bağlanır. Oysa dünyanın dönüş hızı, suyun yönünü etkileyecek kadar hızlı değildir. Lavabonun yapısına göre yan yana duran iki giderden akan suyu bile ters yönlere [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http://www.erguvanim.net/blog/bilimsel-efsaneler/&amp;layout=standard&amp;show_faces=1&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light&amp;font=" scrolling="no" frameborder="0" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:30px"></iframe><p><strong>Su, kuzey yarımkürede ayrı, güney yarımkürede ayrı yönlerde mi döner?</strong><br />
Giderinden girdap oluştura oluştura akan suyun, kuzey yarımkürede ayrı yönde, güney yarımkürede ayrı yönde döndüğü sanılır, bu da dünyanın dönüş hızına bağlanır. Oysa dünyanın dönüş hızı, suyun yönünü etkileyecek kadar hızlı değildir. Lavabonun yapısına göre yan yana duran iki giderden akan suyu bile ters yönlere döndürebilirsiniz.</p>
<p><strong>İnsan, beyninin sadece yüzde 10’unu mu kullanır?</strong><br />
Bilim adamlarını övmek için gazetelerin uydurduğu bir bilgi olmalı. İnsan uyurken bile beyninin büyük kısmı aktiftir. “İnsanlar, beyinlerinin olası potansiyelinin %10’unu kullanıyorlar” deselerdi belki bu kadar saçma olmazdı, beynimizin gerçek potansiyeli hakkında hiçbir fikrimiz yok. Ancak insan beyninin her kıvrımı aktif olarak çalışır. İnanmıyorsanız MR’a girin, rengârenk sonuçları kendiniz görün.<br />
<span id="more-2108"></span><br />
<strong>Bir gökdelenin tepesinden bırakılan bozuk para, birini öldürebilir mi?</strong><br />
Eğer kötü bir niyetiniz varsa, bozuk para seçmemenizi öneririz. Aerodinamiklikle alakası olmayan biçimini ve pütürlü yüzeyini düşünürsek, Petronas Kuleleri’nin tepesinden bile bıraksanız, evinizin penceresinden aşağı bırakmanızdan bir farkı olmaz.</p>
<p><strong>Yetişkinler, yeni beyin hücresi üretirler mi?</strong><br />
Denir ki; 20’li yaşlardan sonra beyin, yeni hücre üretmez, cepten yer, bu yüzden de yaşlandıkça unutkanlaşırmışız. Gerçekten de beynin gelişiminin en hızlı olduğu dönem çocukluk, ancak ondan sonra da beyin hiç durmadan yenilenmeye devam ediyor. Annelerin, çocukları kafalarını bir yerlere çarptığında aptal olacaklar diye endişelenmelerine gerek kalmadı.</p>
<p><strong>Böcekler kafaları kesildikten sonra da yaşayabilir mi?</strong><br />
Evet, böcekler kafaları olmadan, açlıktan ölene kadar yaşayabilir. Ama sadece onlar değil, tavuklar da. Tavukların kafaları olmasa da merkezi sinir sistemleri yaşamalarına izin verir. Açlıktan ölene kadar ortada gezinmeye devam ederler. Kuş beyinli işte.</p>
<p><strong>Tavuk suyuna çorba, soğuk algınlığına iyi gelir mi?</strong><br />
“İyi gelmek”ten kasıt “iyileştirmek”se, o biraz zor. Ama kastedilen şey “kendini iyi hissettirmek”se, o olabilir. Tavuk suyunun, boğaz ağrılarını rahatlattığı biliniyor. Üstelik sıcak. Üstelik lezzetli. Neden olmasın?</p>
<p><strong>Esnemek bulaşıcı mıdır?</strong><br />
Bu konuda hâlâ kesin bilimsel bir veri yok ama şempanzeler bile, birbirlerini esnerken görürse esnemeye başlıyor. Tamamen psikolojik olmakla birlikte, bu satırları okurken bile esnenmeye başlandığını biliyoruz.</p>
<p><strong>Hayvanlar, afetleri önceden sezer mi?</strong><br />
Hayvanların böyle bir yeteneği olduğuna dair hiçbir bilimsel veri yok. En azından bir altıncı hisleri yok. Ancak bizim duymadığımız frekanslardaki sesleri duyuyor olabilirler.</p>
<p><strong>Bir çiklet yutarsanız, 7 yıl boyunca midenizde kalır mı?</strong><br />
Doğal gıdaları sindirmekten daha zorsa da çikletlerin mideniz tarafından böyle özel bir muameleye tabi tutulduğu doğru değil. Bu düşüncenin, yapış yapış bir şeyi yutmayalım diye annelerimiz tarafından uydurulduğuna eminiz.</p>
<p><strong>Çin Seddi, uzaydan görülebilen insan yapımı tek yapı mıdır?</strong><br />
Daha atmosferden çıkmadan önce görülebildiği doğru. Ancak o yükseklikte mistik olmak istersek piramitleri, sıradan olmak istersek havaalanlarını da görebiliriz. Mesela aydan bakarsanız hiçbir şey göremezsiniz.</p>
<p><strong>Aynı yere iki kere yıldırım düşer mi?</strong><br />
Yıldırım, yüksek yerlere düşer, yani etrafta yüksek olan tek bir yer varsa oraya defalarca yıldırım düşebilir. Mesela Empire State binasına yılda ortalama 25 kere yıldırım düşüyor.</p>
<p><strong>Kediler daima dört ayak üzerine mi düşer?</strong><br />
Kediler gerçekten de çoğunlukla nazikçe yere inerler. Ancak her zaman değil! Düşme açısı önemlidir. Yani kedi bilinçli olarak atlarsa başına hiçbir şey gelmez, ancak ayağı kaydıysa, yani kazayla düştüyse yere dengesiz düşme ihtimali vardır. Genel kanı olan “ne kadar yüksekten düşerse o kadar iyi” düşüncesi de doğru. Yani ikinci kattan kötü bir açıda düşen kedinin dört ayak üstüne inme şansı, altıncı kattan kayarak düşen bir kedinin dört ayak üstüne inme şansından az, yükseklik, yani artan serbest düşüş süresi, kediye toparlanıp dengesini kurmak için zaman sağlıyor. Ancak bu, gökdelenden düşen kedi de dört ayak üstüne düşecek demek değil.</p>
<p><strong>Öldükten sonra saçlarımız ve tırnaklarımız uzamaya devam eder mi?</strong><br />
Etmezler. Ancak vücudumuz su kaybettiği, yani büzüştüğü için tırnakların kökünü kaplayan etler bir miktar çekilebilir. Bu da sanki tırnak uzamış gibi görünmesine yol açar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erguvanim.net/blog/bilimsel-efsaneler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dünyanın nükleer güç bulunduran ülkeleri&#8230;</title>
		<link>http://www.erguvanim.net/blog/dunyanin-nukleer-guc-bulunduran-ulkeleri/</link>
		<comments>http://www.erguvanim.net/blog/dunyanin-nukleer-guc-bulunduran-ulkeleri/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 25 Aug 2011 18:44:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kumsal</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim-Teknik]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erguvanim.net/blog/?p=1902</guid>
		<description><![CDATA[Elinde nükleer güç bulunan ülkelerinin başında ABD geliyor, Türkiye sıralamada yok. Dünyada toplam 439 nükleer reaktör bulunurken, ABD 104 adetle en fazla nükleer reaktöre sahip ülke konumunda. Bu ülkeyi 59 adetle Fransa, 55 adetle Japonya ve 31 adetle Rusya takip ediyor. Fransa nükleer reaktörlerden elektrik ihtiyacının yüzde 78&#8242;ini, Çin ise sadece yüzde 2&#8242;sini karşılıyor. Uluslararası [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http://www.erguvanim.net/blog/dunyanin-nukleer-guc-bulunduran-ulkeleri/&amp;layout=standard&amp;show_faces=1&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light&amp;font=" scrolling="no" frameborder="0" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:30px"></iframe><p>Elinde nükleer güç bulunan ülkelerinin başında ABD geliyor, Türkiye sıralamada yok.</p>
<p>Dünyada toplam 439 <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/N%C3%BCkleer_reakt%C3%B6r" target="_blank">nükleer reaktör</a> bulunurken, ABD 104 adetle en fazla nükleer reaktöre sahip ülke konumunda. Bu ülkeyi 59 adetle Fransa, 55 adetle Japonya ve 31 adetle Rusya takip ediyor.</p>
<p>Fransa nükleer reaktörlerden elektrik ihtiyacının yüzde 78&#8242;ini, Çin ise sadece yüzde 2&#8242;sini karşılıyor.<br />
<span id="more-1902"></span><br />
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansına (IAEA) göre, küresel nükleer kapasite 1960 yılından 1980 yılının ortalarına kadar hızlı bir büyüme gösterirken, 1986 yılında nükleer reaktörlerden elektrik üretimi küresel çapta yüzde 16&#8242;ya ulaştı. Kapasitedeki büyüme daha sonra yavaşladı, ancak nükleer güçten elektrik üretiminin payı sonraki 20 yılda da pek değişmedi.</p>
<p>Nükleer endüstri alanında 1990&#8242;lı yıllarda teknolojide, idari alanda ve güvenlikte önemli gelişmeler sağlandı, her sanayi alanında olduğu gibi nükleer sanayide de yeni malzemeler, yeni bilgisayarlar ve yeni kalite kontrol yöntemlerinin avantajlarından yararlandı. Çernobil&#8217;de 1986 yılındaki nükleer felaketten sonra güvenlik alanında önemli düzenlemeler yapıldı.</p>
<p>Ancak bu gelişmelere rağmen küresel elektrik üretiminde nükleer reaktörlerin kullanımı oranı 2006 yılında yüzde 15&#8242;e düştü.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erguvanim.net/blog/dunyanin-nukleer-guc-bulunduran-ulkeleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Güneş tutulması resimleri&#8230;</title>
		<link>http://www.erguvanim.net/blog/gunes-tutulmasi-resimleri/</link>
		<comments>http://www.erguvanim.net/blog/gunes-tutulmasi-resimleri/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 12 Aug 2011 20:43:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kumsal</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim-Teknik]]></category>
		<category><![CDATA[Resimler]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[güneş tutulması]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erguvanim.net/blog/?p=1476</guid>
		<description><![CDATA[21′inci yüzyılın beşinci tam güneş tutulmasında Asya’nın büyük bölümü karanlığa gömüldü. Çin’de TSİ 14.20′de sona eren tutulma en fazla 2 dakika 27 saniye sürdü. Tutulmayı en uzun izleyebilen ülke Rusya oldu.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http://www.erguvanim.net/blog/gunes-tutulmasi-resimleri/&amp;layout=standard&amp;show_faces=1&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light&amp;font=" scrolling="no" frameborder="0" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:30px"></iframe><p><img src="http://img363.imageshack.us/img363/7531/gne8mf8.jpg" alt="2008 güneş tutulması" /></p>
<p>21′inci yüzyılın beşinci <a href="http://www.erguvanim.net/blog/tam-gunes-tutulmasi-1-agustos-2008/">tam güneş tutulması</a>nda Asya’nın büyük bölümü karanlığa gömüldü.</p>
<p>Çin’de TSİ 14.20′de sona eren tutulma en fazla 2 dakika 27 saniye sürdü. Tutulmayı en uzun izleyebilen ülke Rusya oldu.<br />
<span id="more-1476"></span><br />
<img src="http://img395.imageshack.us/img395/4245/gne3ti2.jpg" alt="2008 güneş tutulması" /></p>
<p><img src="http://img142.imageshack.us/img142/310/gne7mx2.jpg" alt="2008 güneş tutulması" width="533" height="357" /></p>
<p><img src="http://img142.imageshack.us/img142/304/gne14lr9.jpg" alt="2008 güneş tutulması" width="532" height="354" /></p>
<p><img src="http://img395.imageshack.us/img395/4087/gne6lz0.jpg" alt="güneş tutulması 2008" width="532" height="555" /></p>
<p><img src="http://img142.imageshack.us/img142/2149/gne12jn3.jpg" alt="güneş tutulması 2008" width="532" height="383" /></p>
<p><img src="http://img142.imageshack.us/img142/882/gne11jt9.jpg" alt="güneş tutulması 2008" width="532" height="398" /></p>
<p><img src="http://img337.imageshack.us/img337/570/gne2pz3.jpg" alt="güneş tutulması 2008" width="529" height="352" /></p>
<p><img src="http://img337.imageshack.us/img337/167/gne13id5.jpg" alt="güneş tutulması 2008" width="530" height="354" /></p>
<p><img src="http://img395.imageshack.us/img395/5407/gne5tk7.jpg" alt="güneş tutulması" width="528" height="395" /></p>
<p><img src="http://img131.imageshack.us/img131/7266/gne9bn5.jpg" alt="güneş tutulması" width="525" height="406" /></p>
<p><img src="http://img131.imageshack.us/img131/8057/gne1ic0.jpg" alt="güneş tutulması" /></p>
<p><img src="http://img217.imageshack.us/img217/8862/gne10ur5.jpg" alt="güneş tutulması" width="371" height="489" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erguvanim.net/blog/gunes-tutulmasi-resimleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Amatör gökbilimcinin teleskobundan Satürn gezegeni</title>
		<link>http://www.erguvanim.net/blog/amator-gokbilimcinin-teleskobundan-saturn-gezegeni/</link>
		<comments>http://www.erguvanim.net/blog/amator-gokbilimcinin-teleskobundan-saturn-gezegeni/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 10 Jul 2011 16:10:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim-Teknik]]></category>
		<category><![CDATA[Video]]></category>
		<category><![CDATA[astronomi]]></category>
		<category><![CDATA[gökbilim]]></category>
		<category><![CDATA[gezegen]]></category>
		<category><![CDATA[Satürn]]></category>
		<category><![CDATA[teleskop]]></category>
		<category><![CDATA[Uzay]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erguvanim.net/blog/?p=5122</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http://www.erguvanim.net/blog/amator-gokbilimcinin-teleskobundan-saturn-gezegeni/&amp;layout=standard&amp;show_faces=1&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light&amp;font=" scrolling="no" frameborder="0" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:30px"></iframe><p><iframe width="480" height="390" src="http://www.youtube.com/embed/OsJ8G6teTX4" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erguvanim.net/blog/amator-gokbilimcinin-teleskobundan-saturn-gezegeni/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

