17
Çocuk ve okul
Gönderen kumsal
ÇOCUK VE OKUL
Okul, çocuğun yaşamındaki ilk toplumsal kurumdur. Okul kişiye yaşamında gerekli olacak değerleri ve bilgileri kazandırırken topluma uyum sağlaması için gerekli sosyalleşme becerilerini de kazandırmaktadır.
Okul döneminde çocuk yepyeni bir yaşama başlamış ve farklı tavırlar geliştirme ihtiyacındadır. Bu dönemde aile ve öğretmen tutumları çocuğun okul döneminde başarılı olması açısından oldukça önem taşımaktadır.
Okul başarısızlığının nedenleri :
Kişisel özellikler
Aileden kaynaklanan sebepler
Okuldan kaynaklanan sebepler olarak ele alınmaktadır.
KİŞİSEL ÖZELLİKLER:
Çocuğun IQ seviyesinin yaşıtlarına oranla düşük olması, öğrenme güçlüğü, depresyon, davranım bozukluğu, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun mevcut olması, bedensel bir engelinin veya rahatsızlığının bulunması, görme-işitme kayıpları önem taşımaktadır.
AİLEDEN KAYNAKLANAN SEBEPLER:
Aile içi ilişkilerin kaliteli olması, çocukla kurulan iletişim dilinin doğru olması, çocuğun gelişim dönemlerinde zengin uyaran verilmesi, öğrenme ile ilgili çevresel faktörlerin zengin ve doğru verilmesi, anne-babanın sağlıklı model olması kültürel seviyenin iyi olması, ders çalışma ortamının sağlanması, başarıyı olumlu etkileyen faktörlerdir.Ailelerin diğer çocuklarla kendi çocuklarını kıyaslamaları, başarısızlığı sonucu yargılamaları, eleştirmeleri yerine çözüm yolları aramaları en doğru yaklaşımdır.
ÇOCUĞUN BAŞARISINDA AİLENİN ROLÜ
Bir aile çocuğun hayat ve okul başarısından memnun olamıyorsa ilk önce kendini sorgulamalıdır. Aslında çocuk her haliyle “Ben sizin ürününüzüm” demektedir. Aileler çocuğu yetiştirirken farkında olmadan bazı eğitim hataları yaparlar ve sonra sorunun çocuktan kaynaklandığını düşünürler.
Sürekli eleştiriye, hakarete uğrayan çocuk ister istemez önemsenmeme, kendisini değerli hissetmeme duygusuna kapılır. Bu insana acı veren bir duygudur ve özgüven eksikliğine sebep olur. Bu duyguyu yaşayan kişi depresif olur, hayattan zevk alamaz, dolayısıyla başarılı da olamaz. Böyle bir muamele gören çocuk zeki olduğu halde girişimci olamaz, tuttuğunu koparamaz, fikrini söyleyemez. Kendini beceriksiz, değersiz gördüğü için riske girmekten korkar ve kaçar.
Ayrıca mesleki başarıda da okul başarısında da sadece yetenekler yeterli olmamaktadır. Başarının formülü; yetenek + çevre = başarıdır. Çevrenin başarı üzerindeki etkisini göz ardı etmemek gerekir. Uygun bir çevre olmadığı takdirde çocuğun yetenekleri gelişemez. Başarılı çocukların anne babalarına “Bu çocuğa ne yedirdiniz, ne içirdiniz?” diye sorarlar. Oysa yedirmek, içirmek değil; çocuğu yüreklendirmek, cesaretlendirmek evde rahat bir ortam sağlamak, kendisini güvende ve değerli hissettirmek başarıyı arttırır. Çocuk ancak temel güven duygusu olduktan sonra kendisini çalışmaya verebilir. Kendini çalışmaya vermiyorsa bu, kendini rahat ve güvende hissedemiyor anlamına gelir.
Özgüven yıkıcı bir eğitim hatası olarak yüksek motivasyon konusunu birkaç kez vurgulamıştık. Yüksek motivasyonu olan anne babalar çocuklardan hep daha başarılı olmalarını isterler. Bu durumda çocuk sürekli kendisini kanıtlama çabasına girer. Anne babanın onayını almak için sürekli bir şeyler yapar, kendisini kanıtlamak için olduğundan daha büyük, daha iyi, daha başarılı görünmeye çalışır, kendi isteklerini göz ardı edip ailenin istediği mesleği seçebilir. Bu durumda çocuk başarılı olmaya değil de anne babasını tatmin etmeye odaklanmıştır. Yüksek motivasyonu olan anne babalar farkında olmadan çocuklarına zarar verirler, bu nedenle ailenin motivasyonu gerçekçi olmalı, çocuktan yapabileceği kadarı beklenmelidir.
Anne babalar elbette çocuklarını çok iyi yerlerde görmek isterler ancak hedefler koyulurken çocuğun kişisel imkanlarını da göz ardı etmemek gerekir. Ebeveynler çocuğa kendi düşüncelerini söylemeli ancak bu emir değil, fikir verme tarzında olmalı, “Sen de gördüğüm özellikler bunlar” deyip kararı çocuğa bırakmalıdır. Aile malzemeyi verecek, seçimi çocuğa bırakacak ve çocuk kararı kendisinin verdiğini bilecek, kendi sorumluluğunu hissedecek. Bu yol çok daha sağlıklı sonuç verir.
Bir de yüksek motivasyonlu ailelerin tamamen tersi olan bazı aileler vardır ki çocuklarına hiç müdahale etmezler. Meslek seçimi esnasında çocuğa “Sen nasıl istersen öyle yap” derler. Bu durum, anne babanın çocuğa fazla güvenmesinden kaynaklanabileceği gibi çocuğa fazla zaman ayırmamaları ile de ilgili olabilir. Bu da pek doğru bir yaklaşım değildir. En iyisi çocuğu uzaktan kontrol etmektir. Çocuk kendisine gösterilen duygusal ilginin farkına varacaktır. Aileler çocuklarıyla ilgilenmeli; fakat bu ilgi karışma şeklinde olmamalıdır.
KALICI ÖĞRENMEYİ SAĞLAMAK
Öğrenme bir beyin faaliyetidir ve insanın beyninde sinir bağlantısı oluşturmak demektir. Bir kişi konuşurken karşı taraf onu dinler, söylediklerine inanır ve kabul ederse o anda beyninde bir network, sinir hücreleri arasında bir bağlantı oluşur ve öğrenme gerçekleşir. Ancak bunu anlık belleğe yazmak yeterli değildir. Önemli olan kalıcı öğrenmeyi gerçekleştirebilmektir. Kuma bir yazı yazarsanız bir süre sonra yazı uçup gider ama bir taşa kazıyarak yazdıysanız kalıcı olur. Anne babaların öğretecekleri şeyi, işte böyle taşa yazar gibi, çocuğun beynine yazmaları gerekir.
Son yıllarda kalıcı öğrenmeyi sağlamak için, sadece konuyu anlatmak yerine, işin içine çocuğun duygularını da katmak gerektiği ortaya çıktı. Çünkü öğrenmenin % 20 oranında zihinsel, % 80 oranında ise duygusal olduğu bulgulandı, dolayısıyla duygusal zeka kavramı önem kazandı. Bu nedenle çocuklarında öğrenme bozukluğu olduğunu saptadığımız ailelere ders çalışma ortamını sadece disiplinli değil, hem eğlenceli hem de disiplinli hale getirmelerini öneriyoruz.
İlkokul çağındaki çocuk için oyun çok önemlidir. Oyun haline getirilmiş bilgi çocukta kalıcı hale gelir. Korku duygusunu harekete geçirmek yerine merak ve hayret duygusunu harekete geçirmek çocukların öğrenmesini de öğrendiklerini kalıcı hale getirmelerini de kolaylaştırır.
Kendimizi düşünürsek, yaşadığımız bir olaya çok şaşırdığımız, onu çok önemsediğimiz zaman o şeyi daima hatırladığımızı görürüz. Çocuklar da aynı şekilde konuya ilgi, sempati ve sevgi duyarlarsa öğrendikleri kalıcı olur. Öğrenme esnasında beyindeki sinir hücreleri arasında bir bağlantı oluştuğunu ifade etmiştik. Bu bağlantıyı sağlayan nörokimyasallar ilgi duyulmayan bir konu öğrenilirken damla damla; sevilen, ilgi duyulan bir konu işlenirken sel gibi akar. Bu kimyasalları harekete geçirmek için çocukta merak ve ilgi duygusunu uyandırmak, bunun için de çocuğun beyninin duyguyla ilgili alanlarını işin içine katmak gerekir. Çocuğa bir şey öğretmenin püf noktası budur.
Freud çocuğun ruh sağlığını “sevmek ve oynamak” olarak tanımlar. Oyun çocuğun en önemli ve en ciddi işidir. Her şeyi oyun içerisinde öğrenir, oyun içinde öğrendiklerini kendi kendine tekrar eder. Çocuklarımıza ders çalıştırırken oyundan en etkin biçimde faydalanmanın yolunu bulmalıyız.
Nevzat Tarhan




Yorum Ekle