Erguvanim

BUGÜN YENİ BİR GÜN…

Tem
01

İstanbul’un Fethi ve bilinmeyenleri…


Gönderen kumsal

istanbul'un fethiBir çağ kapatıp bir çağ açan Osmanlının zaferi. “İstanbul muhakkak fetholunacaktır. Bunu gerçekleştirecek ordunun kumandanı ne mutlu kumandan ve askeri ne mutlu askerdir.” müjdesini veren bir peygamber.
“Ya İstanbul’u alırım, ya İstanbul beni.” kararlılığında olan bir kumandan…
Bu yıl İstanbul’un fethinin 555. yıldönümü. Önce fetihten kısaca bahsedip daha sonra Tarihçi Erhan Afyoncu’nun fethin bilinmeyenleri ile ilgili bir yazısını aktaracağım.
İstanbul’un fethi ile ilgili ayrıntılı bilgi almak isteyenler bu adresi ziyaret edebilirler.

İstanbul’un Fethi, 29 Mayıs 1453’te, şehri günlerdir kuşatan Osmanlı ordusunun, şimdi İstanbul olarak bilinen, o zamanki adıyla Konstantinopolis şehrini Sultan II. Mehmed Han’ın komutanlığında fethetmesidir.

Bu fetihten sonra Osmanlı Devleti İmparatorluk olmuş, henüz 21 yaşında olan Sultan II. Mehmed, fatih unvanını da alarak Fatih Sultan Mehmed olarak anılmaya başlanmıştır. Tarihteki en önemli devletlerden olan Doğu Roma İmparatorluğu böylelikle sona ermiştir.

Tarih: 2 Nisan – 29 Mayıs 1453
Yer: İstanbul
Sonuç: Osmanlı’lar İstanbul’u ele geçirdi, Bizans İmparatorluğu yıkıldı.
Bizans İmparatorluğu kumandanı: XI Konstantin
Osmanlı kumandanı: Fatih Sultan Mehmed

İstanbul Fethinin Bilinmeyenleri / Erhan Afyoncu
Ancak Batılılar fethin şokunu atlatmak ve şehrin Türkler’in eline geçmesini küçümsemek için İstanbul’un açık unutulan bir kapı yüzünden düştüğünü uydurup, kendilerini teselli etmişlerdi.Bu yıl İstanbul’un fethinin 555. yıldönümü. Ancak Batı hâlâ bu fethi unutamadı.

Son Roma İmparatorluğu’nun başkentinin elimize geçmesini hiçbir zaman hazmedemediler. Batılılar fethin şokunu atlatmak ve şehrin Türkler’in eline geçmesini küçümsemek için fetihten hemen sonra İstanbul’un açık unutulan bir kapı yüzünden düştüğünü uydurup, kendilerini teselli etmişlerdi.

KUŞATMA BAŞLIYOR

Uzun bir hazırlık döneminden sonra 6 Nisan 1453’te Osmanlı ordusu Bizans surlarının önündeydi. 6 Nisan gecesinden başlanarak surlar top ateşi ile dövülmeye başlandı. Surlarda yıkılan yerler, müdafiler tarafından hemen dolduruluyordu. 7 ve 12 Mayıs tarihlerinde iki büyük saldırı gerçekleştirildiyse de, bir netice alınamadı. Bunun üzerine Osmanlı toplarının çoğu Topkapı-Edirnekapı arasına kaydırıldı ve saldırılar şehrin en zayıf bölgesinde yoğunlaştırıldı. Kuşatmanın uzaması, Avrupa’dan gelebilecek yardım yüzünden Osmanlı ordusunu zor duruma sokmuştu.

Bu sırada Venedik donanması Ege’ye gelmişti. 25 Mayıs’ta Bizans’a son kez teslim ol çağrısı yapıldı. Bizanslılar’dan şehri teslim etmek isteyenler oldu. Ancak İtalyanlar buna şiddetle karşı çıktılar. Bu sırada Macarlar’ın, yardıma geldiği haberleri Osmanlı ordusunun moralini bozmuştu. Tehlike büyüktü. Vezirizam Çandarlı Halil Paşa, baştan beri savunduğu kuşatmayı kaldırma fikrinde ısrar etti. Ancak Zağanos Paşa, Şehabeddin Paşa, Turahan Bey ve Akşemseddin saldırıya devam edilmesi gerektiğini söylediler.

Büyük bir saldırıya geçilmesi için karar alındı. Askere şehir alındığında üç gün yağma izni verildiği duyurusu yapıldı. 28 Mayıs 1453’te bütün orduya İstanbul’a yapılacak son saldırı için hazırlanmaları emri verildi. 29 Mayıs sabahı gün ağarmadan genç padişahın emriyle savaş naraları atarak saldıran askerlerin sesleriyle son hücum başladı. Hiç durmadan çalan mehter askeri coşturuyordu. Bizanslılar bu seslere karşılık vermek için şehirdeki bütün kiliselerin çanlarını çaldılar.

SON HÜCUM

Osmanlı askerleri şehre dur-durak bilmeden saldırıyorlardı. Fatih ilk olarak azapları ve ordusundaki Hıristiyanlar’ı surlara saldırttı. Osmanlı ordusunun en seçkin birlikleri surlara saldıran askerlerin arkasında düşmanın yorulmasını ve sıranın kendilerine gelmesini bekliyorlardı. Saatler süren çatışmaların ardından II. Mehmed son darbeyi vurmak üzere yeniçerileri savaşa soktu. Binlerce askerini arka arkaya şehit veren Osmanlı ordusu karşısında Bizans’ın dayanma direnci kalmamıştı. Şehre her taraftan saldırılıyordu. Ancak asıl savaş Topkapı-Edirnekapı arasındaki surlarda oluyordu.

Fatih, şehrin en zayıf kısmı olduğunu anladığı Topkapı-Edirnekapı arasındaki surları günlerce süren top ateşiyle ve lağım patlatarak tahrip ettirmişti. Bu yüzden asıl hücum bu bölgeden yapılmaktaydı. Bir gülle parçası şehrin en büyük savunucularından olan Cenevizli Giustiniani’yi yaraladı. Adamlarının komutanlarını alarak Haliç’teki gemilerine gitmeleri, Bizanslılar’ın son direncini de kırdı.

Bu sırada Topkapı civarındaki surlara çıkan Türk askerlerini gören Bizanslılar haykırarak şehrin iç kısımlarına doğru kaçmaya başladılar. Topkapı surlarında ardı ardına Türk bayrakları dalgalanmaya başladı. İstanbul bir anda “Şehir düştü, şehir düştü” sesleriyle çalkalanmaya başladı. Surlarda dalgalanan Bizans Kartalı ve Aziz Markos’un aslanı bulunan bayrakların yerini Türk sancakları almıştı. Şehrin savunması çökmüştü. Binlerce Türk askeri içeriye girmeye başladı. Bizanslılar evlerine, ailelerinin yanına giderken, bir kısım ahali ile yabancılar Haliç’teki gemilere kaçıyorlardı. Öğlen olduğunda şehir tamamen Türkler’in eline geçmişti.

AÇIK UNUTULAN KAPI

İlk büyük Osmanlı tarihçisi Hammer’den Romancı Stefan Zweig’e kadar birçok Batılı tarihçi ve edebiyatçı İstanbul’un fethinin son safhasını şu şekilde anlatırlar; “Surların arasında dolaşan birkaç Türk askeri Edirnekapı ile Eğrikapı arasında bulunan Kerkoporta (Cambazhâne) denilen yayalara ayrılmış küçük kapılardan birisinin aklın alamayacağı bir unutkanlık yüzünden açık kaldığını görürler. Diğer askerlere de haber verilir ve Türkler bu kapıdan girerek İstanbul’u fethederler. Herkesin unuttuğu bir kapı olan Kerkoporta, küçücük bir rastlantı, dünya tarihinin gidişini değiştirmiştir”.

Bu bilgi sadece o sırada Midilli’de olan, yani şehrin fethini bizzat görmeyen Dukas Tarihi’nde vardır ve dönemin diğer kaynakları ile uyuşmaz. Dönemin Türk kaynakları ile Barbaro, Dolfin ve dönemin diğer Latin ve Bizans kaynakları incelendiğinde fethin son aşamasının hiç de bu şekilde olmadığı anlaşılmaktadır. Açık kapı söylentilerinin gerçekle alakası yoktur.

Fethin şokunu atlatmak ve şehrin Türklerin eline geçmesini küçümsemek için çıkarılmıştır. Bu rivayet Batı’da çok yaygındır. Ancak yerli ve yabancı tarihlerin çoğuna göre Türk askerleri bugünkü Topkapı’ya yakın bir yerden savaşarak şehre girmişlerdir. Nitekim bu bölgenin ismi de, surların gördüğü tahribat sebebiyle, fetihten sonra Top Yıkığu Mahallesi olarak anılmıştır.

iSTANBUL’UN FETHi BiZE BÜYÜK BiR iMPARATORLUĞUN YOLUNU AÇTI

İstanbul’un fethi genç padişaha sonsuz bir kudret ve otorite sağlamıştı. Fetih öncesi büyük karışıklıklar içerisinde çalkalanan Osmanlı Devleti bu fethin getirdiği büyük prestijle hem İslâm dünyasının en parlak devleti haline geldi, hem de düşmanları üzerinde psikolojik yılgınlık yarattı.

Fatih fetihten hemen sonra iktidarını sınırlayan Çandarlı’yı görevden aldı ve bir müddet sonra öldürttü. Aynı şekilde hükümdarlığı üzerinde bir tehdit olarak gördüğü Osmanlı şehzadesi Orhan Çelebi de fetih sırasında ortadan kalkmıştı. Fatih’in veziriazamlarının sonuncusu hariç hepsi kapıkulu kökenlidir. Bu durum hükümdara aristokrat Türk ailelerinin nüfuzundan kurtulması imkânını vermiştir. Ancak her şey devşirmelere bırakılmamış, dinî, idarî ve malî bürokrasi Türk kökenlilerden teşkil edilmiştir.

Böylelikle kapıkulları ile Türkler arasında bir denge kurularak devlet yönetiminde tek söz sahibinin padişah olması sağlanmıştır. Osmanlı tarihçilerinin en önemli ismi Prof. Dr. Halil İnalcık, fetret devrinin gerçek bitişinin İstanbul’un fethi ile olduğunu söyler. İstanbul’un fethi öncesinde sallanan imparatorluk, fetihle kazandığı büyük itibar sayesinde dünya siyasetine yön verecek bir imparatorluk olma yoluna girdi. Halil İnalcık, fetih sayesinde II. Mehmed’in kendisini cihanşümul bir imparatorluğun temsilcisi olarak gördüğünü, mutlak ve hudutsuz bir iktidar kazandığını söyler.

Bu durum merkeziyetçi devletin kurulabilmesini ve devamlı fütuhat faaliyetlerinde bulunulabilmesini sağladı. Fatih’in cihanşümul hakimiyet fikrinin temelleri geniş bir yelpazeden oluşuyordu: Türk-Moğol hükümdarlık geleneği, İslâmî hilafet telakkisi ve Roma imparatorluk fikri. Fatih, fetihten sonra kendisini Roma İmparatorluğu’nun yegâne varisi sayarak, Bizans İmparatorları ile akraba bütün sülaleleri (Trabzon Rum İmparatorluğu, Mora Despotları vs) ortadan kaldırmak için faaliyete geçmişti. Fatih’in şahsında Türk-İran-İslâm ve Roma hükümdarlık geleneklerini birleştiren Osmanlı padişahı tipinin doğmuştu.



Yorum Ekle