11
Minyatür Sanatı
Gönderen kumsal
Minyatür kelimesi, sanat dünyamıza aslı minus olan ve küçük ölçülerde anlamına gelen minyon kelimesinden geldiği söylenir. Latince sözlüklerde ise minyatürle ilgili pek çok sözcüğün bulunduğunu görürüz.
Latincede “minium”, kurşun oksidinden elde edilen kırmızı renkli bir boyadır. Bu boya, kalıcı ve akıcı oluşu yüzünden Orta Asya resim sanatında olsun, Ortaçağ Avrupa’sının kitap süslemelerinde olsun sanatkarlar tarafından daima tercih edilmiştir.
Günümüzde bu maddeye neft ve bezir yağı karıştırılarak “sülüğen” adı verilmiş.
Yine Latincede bu boya ile yapılan resimlere “miniar” ve bunları yapan sanatkarlara da “minyatari” denilmektedir.
Buradan da anlaşılacağı gibi, minyatür deyiminin küçük anlamına gelmekten ziyade, kendine özgü bir Türk resim sanatı tekniğini ifade ettiğini kabul etmemiz gerekir. Yani minyatür, küçük demek değildir.
Osmanlı Türklerinde minyatüre genellikle “nakış resim”, bu tarz resim yapan sanatkarlara da eserin türüne göre “nakkaş”, “musavvir” denilmiştir.
Minyatür, kitap sanatı kapsamı içerisindedir. Minyatür sanatıyla ilgilenen kişinin tezhip bilgisi, daha doğrusu tezhip tasarımı bilgisi mutlaka olmalıdır. Osmanlı Minyatür sanatının bütün güzelliği minyatürde kullanılan elbiselerin, çadırların, halıların, hatta duvarların tezhip gibi boyanmasındandır. Tezhipteki renkler daima çarpıcıdır.
Geleneksel Türk süsleme sanatlarının diğer kolları gibi resim sanatının da kökleri Orta Asya’ya uzanır.
En erken Türk resminin ilk örnekleri 6. ve 11. yy’a aittir.
Uygurluların bu sanata öncülük ettiği tesbit edilmiş, daha kağıt icat edilmeden Doğu Türkistan’da Kara Hoço harabelerinde fresklerde ve tavan süslemelerinde Uygur sanatçılarının yapmış oldukları tasvirler görülmüştür. Uygur devletinin dağılmasından sonra bu sanat hareketinin devam ederek Orta Doğu’ya yayıldığı ve Selçuklu Türkleri tarafından geliştirilerek ilk İslam minyatürlerinin kaynağını oluşturduğu bilinmektedir.
İlk kez Uygur’lularla başlayan resim sanatı diğer kültürleri de etkilemiş ve onların resim sanatına çok şey katmıştır.
Mesela; Uygur tasvirleri Japon tasvirlerindeki figürlerle karşılaştırıldığında her ikisinde de aynı ablak yüzler ve el hareketlerinin birbirine benzer oldukları görülmüştür. Burdan da anlaşılmıştır ki, asırlar evvel yapılmış olan Uygur çalışmaları, Japon sanatına da etki etmiştir. Ama Japon tasvirlerindeki dağlar ve tabiat görüntüleri kendi çoğrafi özelliklerini taşımaktadır.
Çin tasvirlerinin ise daha çok efsanelere dayandığı bu sebeple ejder ve efsanevi yaratıkların bolca kullanıldığı görülür. Hindistan’daki tasvirlerde ise detay hakimiyeti vardır.
İlk Arap minyatürlerinin görülmesi de Türklerin Bağdat, Mısır, Suriye gibi Arap ülkelerine gelmesiyle başlar.

İlk dönemlerde her türlü mekanların iç ve dış duvar, tavan süslemesi olarak yapılan resim sanatı, kağıdın icadı ile tomar ve kitap sayfalarında da uygulanmaya başlamıştır.
Genelde bir kitap resimleme sanatı olarak kabul edilen minyatürün en büyük özelliği konuyu tam olarak göstermesidir.
Bu resim tekniğinin tek buutlu olması, yapılan eserlerde genellikle derinlik kavramının bulunmaması minyatür sanatının estetik yapısına uygun olmamasındandır.
Osmanlı Türk minyatürü hiçbir dönemde zannedildiği gibi tümü ile yasaklanmamıştır. Ancak islami toplumun fikir ve inançlarına hürmeten, onun görüşlerine uygun olarak daha soyut bir anlayış içinde yorumlama yoluna gidilmiştir. Özellikle dini yapılarda görülmemesi bu yüzdendir. Bazı mutaasıp din çevrelerinin minyatür sanatının putperesliği çağrıştırdığı söylenmiş olsa bile o devirlerde bir çok örneği vardır.
Örneğin;
Bazı Emevi ve Abbasi Halifelerinde olduğu gibi 2. Halife Ömer’in Hicretin 21. yılında bir tarafında ayet diğerinde ise figür olan bakır sikkelerin bastırıldığını Evliya Çelebi “Seyyahatname”sinde yazmaktadır.(Celal Esat Arseven, Orta ve Ön Asya’da İslamiyet Devrinde Resim, Türk Sanatı Tarihi. sayfa, 70)
Eyyubi, Artuklu, Atabek ve Selçuklu’larda da resimli sikke ve madalyonlar vardı.
Bu dönemde mimaride kullanılan taş üstü kabartmalarda, Akşehir, Konya çevresine ait mezar taşlarında, o dönem saray çinilerinde, her türlü madeni eşyanın üzerinde de bolca insan figürlerinin işlendiği görülür. ( Nazım Tapan, Anadolu Medeniyetleri, cilt 3)
Asırlar boyu sayısız sanatçının yetiştiği ve binlerce resimli eserin yapıldığı düşünülürse, minyatür sanatının putperestlikle hiçbir ilgisi yoktur.
Osmanlı döneminde her türlü (sivil, dini) mekan içinde levha halindeki resmin duvara asılması geleneği yoktur ama minyatüre sıcak bakmayan en tutucu hükümdarların bile albümler içinde kalmak şartı ile kendi portreleri vardı.
Özellikle portre ressamlığı Fatih Sultan Mehmed’den başlayarak İmparatorluğun son dönemlerine kadar bir gelenek halinde devam etmiştir.
Hazreti Muhammed’in hayatını anlatan dini konulu eserlerin dahi bizzat hükümdar tarafından resimlendirilmesinin istenmesi görüş açısı bakımından dikkat çekicidir. Ancak bu tür eserlerde Osmanlı Türk sanatkarı daima peygamberin ve yakınlarının yüzünü bir nikapla örtülü olarak göstermeye bilhassa özen gösterilmiştir. Bir mezar başında yüzleri açık olarak işlenmiş olan Hazreti Muhammed ve dört halife tasvirleri, İslam dünyasında bilinen en erken örneklerdir. (Topkapı Sarayı Müzesi İslam Minyatürleri)
*****
6. y.y da Orta Asya’ya yayılan minyatür sanatı, Türklerin Anadolu’ya göçüyle burada da yetişen sanatçılarla yaygınlaşmış, beylikler döneminde durakladıktan sonra Osmanlılar’ın sanata verdikleri önemden dolayı büyük gelişme göstermiş, özellikle 16.y.y’ın ikinci yarısında altın çağını yaşamıştır.
İlk minyatür okulu Bağdat’ta Selçuklular tarafından açılmıştır. Fakat, Moğol istilası Bağdat’ı yerle bir etmiş, günlerce Dicle nehri simsiyah akmış. Çünkü yazma eserleri Dicle’ye atmışlar. Bu nedenle Selçuklu dönemine ait pek minyatür yoktur.
Bilinen en eski Osmanlı devri minyatürü Fatih Sultan Mehmet zamanından kalmadır. Nakkaş Sinan Bey tarafından yapılan bu minyatürde Fatih Sultan Mehmet bağdaş kurmuş bir vaziyette bir elinde gül öteki elinde hükümdarlık simgesi mendille resmedilmiştir. (Topkapı Saray Müzesi)
Osmanlı Minyatürlerinin en belirgin özelliği ve kendine özgü niteliği, olayların belgelenmesi, Sultanların hayatlarındaki güç ve büyüklüğün sergilenmesi ve toplumun hayat tarzının ortaya çıkarılmasıydı.Siyasi, sosyal, kültürel, askeri ve teknolojik hayat ve zaferlerin belgelenmesini üç grup belirlerdi. Naima, Çelebizade Asım ve Katip Çelebi gibi tarihçiler, Evliya Çelebi gibi seyyahlar, Arifi, Eflatun, Lokman, Talikzade gibi şehnamecilerdi. Nakkaşlar da bu yazarların eserlerini, onların anlattıkları veya doğrudan tanık oldukları olayları resimlendirirlerdi. Sonuçta ortaya çıkan eserin gerçekle bağlantısı sağlanır, tarihi değeri artardı.
Osmanlı İmparatorluğunda, sanat bir kamu kurumu ve kamu hizmeti olarak kabul edilmiş, Saraya bağlı şekilde örgütlenmişti.
Bir usta veya ustalar grubu yönetiminde bulunan atölyelere ayrılmıştı. Minyatürler nakkaşhanede ekip çalışmasıyla üretilir, ender olarak yaratılan eser ustanın adı ile anılırdı.
Osmanlı İmparatorluğu döneminde minyatür, Fatih’in İstanbul’u fethinden sonra, her konuda olduğu gibi bir yükselme dönemine girmiştir.
Osmanlı devri Türk minyatüründeki gelişme Kanunî zamanında tam bir olgunluğa ulaşmış, II. Beyazıt döneminde ise önemli gelişmeler olmuştur.
Sultan II. Beyazıt zamanında Türkmen üslubu baskınlaşarak(Yuvarlak yüzler, badem gözler) Türk zevkine uygun olarak devam etmiştir. Tarihî konular, sultanların hayatı ve saltanatını anlatan minyatürlü yazmalar ilk defa bu devirde görülmeye başlanmıştır.
II Beyazıt zamanında, Uzun Firdevsi’nin yazdığı Süleymanname, 1500 tarihlerinde gelişmekte olan Osmanlı minyatürüne bir dönüm noktası olmuş, minyatürcülüğün en parlak devri Kanuni Sultan Süleyman’ın devrinde yaşanmıştır. Kanuni Sultan Süleyman devrinde bol sayıda eser meydana getirilmiştir.
*****
Osmanlı İmparatorluğuna 18.yüzyılda Avrupa zevki süslemede Rokoko ile gelir. Sonra yabancı ressamların etkilemeleri başlar. 19.yüzyılda artık minyatür özelliğini tamamen kaybederek perspektifli batı resmine uygun bir hale gelir. Osmanlı minyatür sanatının 19.y.y. ikinci yarısında tamamen sona erdiği kabul edilmektedir. (1877-1878) bu tarihten sonra Osmanlı sanatında minyatür resminin yerini, batılı anlamda tuval resimleri almıştır.
Minyatürlü el yazmalarının son derece masraflı bir iş olması ekonomik zorluğa sürüklenen Osmanlıda bu sanatın yavaş yavaş ölmesine neden olur. Aynı sıralarda Osmanlının batıya olan ilgisi artmakta ve ülkeye sürekli artan sayıda batılı sanatçı girmektedir. Batılı anlamda resim sanatına ve tekniğine duyulan ilgi artar. Böylece minyatür sanatının varlığı, değişen koşullar nedeniyle son bulur.




Ben “kumsal” adlı kişiden bir konuda bilgi almak istiyorum:
Minyatür başlıklı yazınızda kullandığınız ilk minyatür resminin hangi kitaptan alındığını bana yazabilirmisiniz? Bir yerde kullanmak istiyorum, ancak buradaki çözünülürlüğü yeterli değil.
Şimdiden teşekkürler.
Saygılarımla
Yorum Ekle