Erguvanim

BUGÜN YENİ BİR GÜN…

Haz
13

Orhan Veli Kanık Şiirleri


Gönderen kumsal

Şair hakkında bilgi almak için tıklayın

ANLATAMIYORUM

Ağlasam sesimi duyar mısınız,

Mısralarımda;

Dokunabilir misiniz,

Gözyaşlarıma, ellerinizle?

Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,

Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu

Bu derde düşmeden önce.

Bir yer var, biliyorum;

Her şeyi söylemek mümkün;

Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;

Anlatamıyorum.

ADAK IŞIĞI

Sıcak yaz göklerinde

Önde uzanan ovada

Birden bir ışık sağdan

Bir ışık soldan çıkar

Ve bunlar

Şimşek hızıyla birbirlerine ulaşırlar

Bunu halk adak için uğur sayar

Derler: Leyla ile Mecnun buluştular

Bu göz açıp kapama anında

Ne varsa dile muradında

Mutlak yerine gelir arzun

Yerde kavuşmayanlar gökte kavuşurlar

Ve bir uğurlu anda

Kavuşmak isteyenleri kavuştururlar

AYRILIŞ

Bakakalırım giden geminin ardından;

Atamam kendimi denize, dünya güzel;

Serde erkeklik var, ağlayamam.

BAYRAM

Kargalar, sakın anneme söylemeyin!

Bugün toplar atılırken evden kaçıp

Harbiye Nezareti’ne gideceğim.

Söylemezseniz size macun alırım,

Simit alırım, horoz şekeri alırım;

Sizi kayık salıncağına bindiririm kargalar,

Bütün zıpzıplarımı size veririm.

Kargalar, ne olur anneme söylemeyin!

BEDAVA

Bedava yaşıyoruz, bedava;

Hava bedava, bulut bedava;

Dere tepe bedava;

Yağmur çamur bedava;

Otomobillerin dışı,

Sinamaların kapısı,

Camekânlar bedava;

Peynir ekmek değil ama

Acı su bedava;

Kelle fiyatına hürriyet,

Esirlik bedava;

Bedava yaşıyoruz, bedava.

DALGACI MAHMUT

İşim gücüm budur benim,

Gökyüzünü boyarım her sabah,

Hepiniz uykudayken.

Uyanır bakarsınız ki mavi.

Deniz yırtılır kimi zaman,

Bilmezsiniz kim diker;

Ben dikerim.

Dalga geçerim kimi zaman da,

O da benim vazifem;

Bir baş düşünürüm başımda,

Bir mide düşünürüm midemde,

Bir ayak düşünürüm ayağımda,

Ne haltedeceğimi bilemem.

DELİKLİ ŞİİR

Cep delik, cepken delik,

Kol delik, mintan delik,

Yen delik, kaftan delik;

Kevgir misin be kardeşlik!

DENİZİ ÖZLEYENLER İÇİN

Gemiler geçer rüyalarımda,

Allı pullu gemiler, damların üzerinden;

Ben zavallı,

Ben yıllardır denize hasret,

“Bakar bakar ağlarım.”

Hatırlarım ilk görüşümü dünyayı,

Bir midye kabuğunun aralığından;

Suların yeşili, göklerin mavisi,

Lâpinaların en harelisi…

Hâlâ tuzlu akar kanım

İstiridyelerin kestiği yerden,

Neydi o deli gibi gidişimiz,

Bembeyaz köpüklerle açıklara!

Köpükler ki fena kalpli değil,

Köpükler ki dudaklara benzer;

Köpükler ki insanlarla

Zinaları ayıp değil.

Gemiler gecer rüyalarımda,

Allı pullu gemiler, damların üzerinden;

Ben zavallı,

Ben yıllardır denize hasret.

GALATA KÖPRÜSÜ

Dikilir köprü üzerine,

Keyifle seyrederim hepinizi.

Kiminiz kürek çeker, sıya sıya ;

Kiminiz midye çıkarır dubalardan;

Kiminiz dümen tutar mavnalarda;

Kiminiz çimacıdır halat başında;

Kiminiz kuştur, uçar, şairâne;

Kiminiz balıktır, pırıl pırıl;

Kiminiz vapur, kiminiz şamandıra;

Kiminiz bulut, havalarda;

Kiminiz çatanadır, kırdığı gibi bacayı,

Şıp diye geçer Köprü’nün altından;

Kiminiz düdüktür, öter;

Kiminiz dumandır, tüter;

Ama hepiniz, hepiniz…

Hepiniz geçim derdinde.

Bir ben miyim keyif ehli içinizde?

Bakmayın, gün olur, ben de

Bir şiir söylerim belki sizlere dair;

Elime üç beş kuruş geçer;

Karnım doyar benim de.

GELİRLİ ŞİİR

İstanbul’dan ayva da gelir, nar gelir

Döndüm baktım, bir edalı yâr gelir,

Gelir desen dar gelir;

Gün aşırı alacaklılar gelir.

Anam

Dayanamam,

Bu iş bana zor gelir.

GÜN DOĞUYOR

Dili çözülüyor gecelerine,

Gölgeler kaçışıyor derine,

Alıp sihrini bilmecelerin

Gün doğuyor şehrin üzerine.

Korkarak şeklalıyor bacalar,

Gün doğuyor şehrin üzerine.

Bakıyorlar günün gözlerine

Gözleri uykulu atmacalar.

Sallıyarak dallarını kavak

Yükseliyor her günkü yerine,

Gün doğuyor şehrin üzerine,

Mavi bir ışıkla ağararak.

Gün doğuyor şehrin üzerine,

Renk renk hacimle doluyor her yer.

Dalıyor dağınık yüzlü evler

Hâlâ yanan sokak fenerine.

Toprak kımıldıyor yavaş yavaş,

Gün doğuyor şehrin üzerine,

Bembeyaz gece çiçeklerine

Sabahla düşüyor bir damla yaş.

Ve bir deniz hücumu halinde

Gün doğuyor şehrin üzerine.

GÜNEŞ

Ah aydınlıklardan uzaktayım

Kafamda o dağılmayan sükûn.

Ölmedim lâkin, yaşamaktayım

Dinle bak, vurmada nabzı ruhun.

Yarasalar duyurmada bana

Kanatlarının ihtizazını.

Şimdi hep korkular benden yana

Bekliyor sular, açmış ağzını.

Ah aydınlıklardan uzaktayım

Kafamda dağılmayan sükûn.

Ölmedim lâkin, yaşamaktayım

Dinle bak, vurmada nabzı ruhun.

Siyah ufukların arkasında

Seslerle çiçeklenmede bahar

Ve muhayyelemin havasında

En güzel zamanın renkleri var.

Ölmedim hâlâ… yaşamaktayım.

Dinle bak: vurmada nabzı ruhun!

Ah aydınlıklardan uzaktayım

Kafamda o dağılmayan sükûn.

Ruhun ölüm rüzgârlarına eş,

Işık yok gecemde, gündüzümde.

Gözlerim görmüyor… lâkin güneş

O her zaman, her zaman yüzümde.

GÜZEL HAVALAR

Beni bu güzel havalar mahvetti,

Böyle havada istifa ettim

Evkaftaki memuriyetimden.

Tütüne böyle havada alıştım,

Böyle havada aşık oldum;

Eve ekmekle tuz götürmeyi

Böyle havalarda unuttum;

Şiir yazma hastalığım

Hep böyle havalarda nüksetti;

Beni bu güzel havalar mahvetti.

İSTANBUL’U DİNLİYORUM

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;

Önce hafiften bir rüzgâr esiyor;

Yavaş yavaş sallanıyor

Yapraklar, ağaçlarda;

Uzaklarda, çok uzaklarda,

Sucuların hiç durmıyan çıngırakları

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;

Kuşlar geçiyor, derken;

Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık.

Ağlar çekiliyor dalyanlarda;

Bir kadının suya değiyor ayakları;

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;

Serin serin Kapalı Çarşı;

Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa;

Güvercin dolu avlular.

Çekiç sesleri geliyor doklardan,

Güzelim bahar rüzgârında ter kokuları;

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;

Başımda eski alemlerin sarhoşluğu

Loş kayıkhaneleriyle bir yalı;

Dinmiş lodosların uğultusu içinde

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;

Bir yosma geçiyor kaldırımdan;

Küfürler, şarkılar, türküler, lâf atmalar.

Bir şey düşüyor elinden yere;

Bir gül olmalı;

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;

Bir kuş çırpınıyor eteklerinde;

Alnın sıcak mı, değil mi, biliyorum;

Dudakların ıslak mı, değil mi, biliyorum;

Beyaz bir ay doğuyor, fıstıkların arkasından

Kalbinin vuruşundan anlıyorum;

İstanbul’u dinliyorum.

İSTANBUL TÜRKÜSÜ

İstanbul’da Boğaziçi’nde

Bir fakir Orhan Veli’yim,

Veli’nin oğluyum,

Târifsiz kederler içinde.

Urumelihisarı’na oturmuşum;

Oturmuş da bir türkü tutturmuşum;

‘İstanbul’un mermer taşları;

Başıma da konuyor, konuyor aman, martı kuşları;

Gözlerimden boşanır hicran yaşları;

Edalım

Senin yüzünden bu hâlim.’

‘İstanbul’un orta yeri sinema;

Garipliğim, mahzunluğum duyurmayın anama;

El konuşur, sevişirmiş, bana ne?

Sevdalım

Boynuna vebâlim!’

İstanbul’da Boğaziçi’ndeyim;

Bir garip Orhan Veli;

Veli’nin oğlu;

Târifsiz kederler içindeyim

KİTABE-İ SENG-İ MEZAR

I

Hiçbir şeyden çekmedi dünyada

Nasırdan çektiği kadar;

Hatta çirkin yaratıldığından bile

O kadar müteessir değildi;

Kundurası vurmadığı zamanlarda

Anmazdı ama Allahın adını,

Günahkâr da sayılmazdı.

Yazık oldu Süleyman Efendi’ye.

II

Mesele falan değildi öyle,

To be or not to be kendisi için;

Bir aksam uyudu;

Uyanmayıverdi.

Aldılar, götürdüler.

Yıkandı, namazı kılındı, gömüldü.

Duyarlarsa öldüğünü alacaklılar

Haklarını helâl ederler elbet.

Alacağına gelince…

Alacağı yoktu zaten rahmetlinin.

III

Tüfeğini depoya koydular,

Esvabını başkasına verdiler.

Artık ne torbasında ekmek kırıntısı,

Ne matarasında dudaklarının izi;

Öyle bir rüzgar ki,

Kendi gitti,

İsmi bile kalmadı yadigâr.

Yalnız şu beyit kaldı,

Kahve ocağında, el yaz yazısıyle:

‘Ölüm Allahın emri,

Ayrılık olmasaydı.’

MACERA

Küçüktüm, küçücüktüm,

Oltayı attım denize;

Üşüşüverdi balıklar,

Denizi gördüm.

Bir uçurtma yaptım, telli duvaklı;

Kuyruğu ebemkuşağı renginde;

Bir salıverdim gökyüzüne;

Gökyüzünü gördüm.

Büyüdüm işsiz kaldım, aç kaldım;

Para kazanmak gerekti;

Girdim insanların içine,

İnsanları gördüm.

Ne yârdan geçerim, ne serden;

Ne denizlerden, ne gökyüzünden ama…

Bırakmıyor son gördüğüm, bırakmıyor geçim derdi.

Oymuş, diyorum, zavallı şairin

Görüp göreceği.

PAZAR AKŞAMLARI

Şimdi kılıksızım, fakat

Borçlarımı ödedikten sonra

İhtimal bir kat daha yeni esvabım olacak

Ve ihtimal sen yine beni sevmiyeceksin.

Bununla beraber pazar akşamları

Sizin mahalleden geçerken

Süslenmiş olarak

Zannediyor musun ki ben de sana

Şimdiki kadar kıymet vereceğim.

TREN SESİ

Garibim;

Ne bir güzel var avutacak gönlümü;

Bu şehirde,

Ne de bir tanıdık çehre;

Bir tren sesi duymaya göreyim

İki gözüm,

İki çeşme.

YAŞAMAK

I

Biliyorum, kolay değil yaşamak,

Gönül verip türkü söylemek yâr üstüne;

Yıldız ışığında dolaşıp geceleri,

Gündüzleri gün ışığında ısınmak;

Şöyle bir fırsat bulup yarım gün,

Yan gelebilmek Çamlıca tepesine…

-Bin türlü mavi akar Boğaz’dan-

Her şeyi unutabilmek maviler içinde.

II

Biliyorum, kolay değil yaşamak;

Ama işte

Bir ölünün hala yatağı sıcak,

Birinin saati işliyor kolunda.

Yaşamak kolay değil ya kardeşler,

Ölmek de değil;

Kolay değil bu dünyadan ayrılmak.



  1. seray demiş ki,

    ayyyyyyyyy şiirlere bakkk

  2. seray demiş ki,

    bu nasıl şşiiirrrrr :(

  3. aslı demiş ki,

    aaa bence hepsi güzel

Yorum Ekle