Erguvanim

BUGÜN YENİ BİR GÜN…

Şub
09

Ümit Yaşar Oğuzcan şiirleri…


Gönderen kumsal

Ümit Yaşar Oğuzcan hakkında bilgi almak için tıklayın

ACILAR DENİZİ

Ben acılar denizinde boğulmuşum

İşitmem vapur düdüklerini, martı çığlıklarını

Dalgalar her gün bir başka kıyıya atar beni

Duyarım yosunların benim için ağladıklarını

Ölüyüm çoktan, bir baksana gözlerime

Gör, içindeki o kanlı cam kırıklarını

Bu ne karanlık, bu ne zindan gece böyle

Bütün gemiler söndürmüş ışıklarını

Ben acılar denizi olmuşum, yaklaşma

Sularım tuzlu, sularım zehir zemberek

Baksana; herkes içime dökmüş artıklarını

Bu karanlık bitse artık, bir ay doğsa

Bir deli rüzgar çıksa; alıp götürse

Yılların içimde bıraktıklarını…

ADAK

Sana şiirler okuyacağım, gitme

Güneşler doğacak yalnızlığımdan

Sana bir ışık getireceğim

Büyük aydınlığımdan

Sana bir dolu umut getireceğim

Küçük ellerine sığmayacak

Sana Afrika gecelerini getireceğim

Sımsıcak

Sana çiçekler getireceğim

Bozulmuş güz bahçelerinden

Sana bir serinlik getireceğim

Yağmur tanelerinden

Sana avuç avuç yıldız getireceğim

Güneşimden başka

Sana engin denizlerin maviliğini getireceğim

Köpük köpük dalga dalga

Sana bir rüzgar getireceğim

Dağlardan, tepelerden

Gitme, sana zamanı getireceğim

Zamanın bittiği yerden

AĞIT

Her şey güzeldi bir zaman, çok önce

Şehirler, insanlar, güneş deniz

Mutluluğumu görebilirdiniz

Çökmeseydi içime bu son gece

Her şey bir anda bitmeseydi, yazık

Olmasaydı gençliğime aptalca

Belki de o yerlere varırdık

O uzak dağlara ulu: koskoca

Orada her şey değişirdi belki

Açardı umutlarımız bakarsın

Ateş rengi, kan rengi güller gibi

Toprağında kimbilir hangi aşkın

Oysa şimdi nerdeyiz, neyiz bak

Her umut belirtisinden uzağız

O sevilmiş gözlerde saf ve berrak

Bir ayna bile yok bakacağımız

Her şey kurşuni bir renk almış, soğuk

Bozkırlardır uzayan önümüzde

Kime baksan o yüz: veremli, soluk

Tek mavi kalmamış gökyüzümüzde

Her yerde bitmişliği güzelliğin

Kum kamyonları putreller betonlar

Sonra ta beşikten mezara değin

Sıfırlar, yüzler, binler ve milyonlar

Hadi öl bakalım ölebilirsen

Zincirlerle bağlıyken yaşamaya

Omuzla yükünü, hadi yalnız sen

İsterse gücün olmasın taşımaya

Yenik düşmüşüz işte gerçek ortada

Çökmüş boynumuza zulmün elleri

Bir tutsak, bir dolap beygiri ya da

Bir mahkum gibiyiz kaç yıldan beri

Yargıç hükmünü çoktan vermiş oku

Boynundaki yaşamak fermanını

Yaşamak sonra ölmek; iki korku

Geri getirmezken bir anını

Terkedilmiş şehirleri bilirsin

Bilirsin gömülmüş uygarlıkları

Ve düşün ki; patlaması bilincin

Yırtmaya yetmiyor karanlıkları

Öyleyse çek sapla göğe bıçağını

De ki; benim işim tanrılıktan güç

Benim hem yüksek, hem en aşağı

İşte ellerimde sonsuzluk ve hiç

De ki; Ömür verdin; en büyük yalan

De ki; Beden verdin; içi boş ve kof

İşte! Yüce eserin, işte insan

Ve yırt göğsünü, bağır: Of Tanrım of.

ANILARDA YAŞARKEN

Çekingen adımlarla sesiz ve ürkek

Bir gün uzaklardan bir giz gibi geldin

O büyülü şarkılarını söyleyerek

Gençliğimi geri getirdi ellerin

Sundun paha biçilmez güzelleğini

Öylesine diri öylesine sıcak

Böylesine bir mutluluk anladım ki

Ömür boyunca bir kez yaşanır ancak

Bir kez nefes aldığını anlar bir gün

Bir kez bir kişiyle insan bütünlenir

Özlem dediğimiz o hançer bir düşün

Bir kez saplanmak için kaç kez bilenir

Anılarsa bitmez bizimdir daima

Umulmadık yerlerde yeşerir büyür

Yaşamak baştanbaşa yalan olsa da

O alır bizi uzaklara götürür

Emzirir gür memelerinden istekle

Biz farkına varmadan uzar ömrümüz

Anılarda yaşarken bir gün gelir de

Biz de birer anı olur ölürüz.

AŞKA DÖNÜŞ

Dönebilmek o dönüşü olmıyan yollardan

Sürekli bir aldanış bir daha bir daha

Hiç bitmeyecek gecelerden bir sabaha

Çıkabilmek ve sevmek durmadan usanmadan

Konuşmak konuşmak gözlerle fısıltılarla

Duymak büyülü sıcaklığını beyaz ellerin

Her geçen dakika var olduğunu anlamak için

Yaşamak arzu dolu dudaklarda, şarkılarla

Unutmak ne varsa kötülükten yana

İnmek sevilen gözlerin derinliğine

Öyle mutlu, öyle sarhoş, alabildiğine

Bin yıl içmek o sulardan kana kana

Her gün ona koşmak dağlardan tepelerden

Her yerde, her zaman onsuz edememek

O en tatlı hayal, en büyük gerçek

Anlarsın taşan o günlerden gecelerden

Sonra bir gün o bütün karanlıkları yırtasın gelir

Başını alıp gidesin gelir uzak denizlere

Artık her şey boş ve yalan sevdin ya bir kere

Her yerinden bir buğu halinde o yükselir

Sen yoksun artık anla yeryüzünde bir o var

Onun elleri var, gözleri, dudakları

Anlarsın tenin beslediği zaman toprakları

Ve hala seversin zaman bitinceye kadar

Yeniden var oluştur ya da bir başka türlü oluştur bu

Nice aldanmalardan sonra bir aşka dönüştür bu.

AYRILANLAR İÇİN

Yollarımız burada ayrılıyor

Artık birbirimize iki yabancıyız

Her ne kadar acı olsa, ne kadar güç olsa

Her şeyi evet her şeyi unutmalıyız

Her kaderin tesellisi bulunur, üzülme

İnsan ne kadar sevse unutabilir

Mevsimler, gelir geçer, yıllar geçer

Sen de unutursun bir gün gelir

Hiç yaşamamışçasına, hiç sevmemişçesine

Unutursun o günlerimizi, gecelerimizi

O günlerce gecelerce sevişmelerimizi

Her şeyi evet her şeyi unutabilirsin

Hatta bütün yazdıklarımı satır satır

Kalırsa, içinde bir derin sızı kalır

MİLYON KERE AYTEN

Ben bir Ayten’dir tutturmuşum oh ne iyi

Ayten’li içkiler içip sarhoş oluyorum ne güzel

Hoşuma gitmiyorsa rengi denizlerin

Biraz Ayten sürüyorum güzelleşiyor

Şarkılar söylüyorum

Şiirler yazıyorum Ayten üstüne

Saatim her zaman Ayten’e beş var

Ya da Ayten’i beş geçiyor

Ne yana baksam gördüğüm o

Gözümü yumsam aklımdan Ayten geçiyor

Bana sorarsanız mevsimlerden Aytendeyiz

Günlerden Aytenertesidir

Odur gün gün beni yaşatan

Onun kokusu sarmıştır sokakları

Onun gözleridir şafakta gördüğüm

Akşam kızıllığında onun dudakları

Başka kadını övmeyin yanımda gücenirim

Ayten’i övecekseniz ne ala, oturabilirsiniz

Bir kadeh de sizinle içeriz Ayten’li

İki laf ederiz

Onu siz de seversiniz benim gibi

Ama yağma yok Ayten’i size bırakmam

Alın tek kat elbisemi size vereyim

Cebimde bir on liram var

Onu da alın gerekirse

Ben Ayten’i düşünürüm, üşümem

Üç kere adını tekrarlarım, karnım doyar

Parasızlık da bir şey mi

Ölüm bile kötü değil

Aytensizlik kadar

Ona uğramayan gemiler batsın

Ondan geçmeyen trenler devrilsin

Onu sevmeyen yürek taş kesilsin

Kapansın onu görmeyen gözler

Onu övmeyen diller kurusun

İki kere iki dört elde var Ayten

Bundan böyle dünyada

Aşkın adı Ayten olsun

BEN BİR EYLÜL SEN HAZİRAN

Bir eylüldü başlayan içimde

Ağaçlar dökmüştü yapraklarını

Çimenler sararmıştı

Rengi solmuştu tüm çiçeklerin

Gökyüzünü kara bulutlar sarmıştı

Katar katar gidiyordu kuşlar uzaklara

Deli deli esiyordu rüzgar

Dağılmıştı yazdan kalan ne varsa

Yaşanmamış bir mevsim gibiydi bahar

Neydi o bir zamanlar

Sevmişliğim, sevilmişliğim

O heyheyler, o delişmenlikler neydi

Ne bu kadere boyun eğmişliğim

Ne bu acıdan korlaşan yürek

Ne bu kurumuş nehir; gözyaşım

Önümdeki dizboyu karanlıklar da ne

Ne bu ardımdaki kül yığını; elli yaşım

Beni kötü yakaladın haziran

Gamlı, yıkık eylül sonuma

Bir ilkyaz tazeliği getirdin

Masmavi göğünle

Cana can katan güneşinle

Pırıl pırıl engin denizinle girdin içime

Çiçekler açtı dokunduğun

Çimler büyüdü yürüdüğün

Ve güller katmer katmer oldu güldüğün yerde

Başımda senin kuşların kanat çırpıyor şimdi

Oldurduğun yemişlerin ağırlığından

Dallarım yere değiyor

Güneşi batmadan saçlarının

Bir dolunay doğuyor bakışlarından

Gün boyu senden bir meltem esiyor yanan alnıma

Uykusuz gecelerim seninle apaydınlık

Başım dönüyor, off başım dönüyor yaşamaktan

Ölebilirim artık

Ölme diyorsan; gitme kal öyleyse

Sarıl sımsıkı, tenim ol, beni bırakma

Baksana; parmak uçlarım ateş

Lavlar fışkırıyor gözbebeklerimden

Hadi gel, tut ellerimi, benimle yan

Benimle meydan oku her çaresizliğe

Benimle uyu, benimle uyan

Birlikte varalım onüçüncü aylara

Ben bir eylül, sen haziran.

BENİM KORKUM ÖLÜM DEĞİL

Geçen gün senin yanında aklıma ölümüm geldi

Sensizlik bir mızrak gibi saplandı kalbime

O son anı hatırladım, o seni koyup gidişimi

İlk defa bu kadar üzüldüm dünyaya geldiğime

Ölüm! kaçınılmaz sonuç o soğuk kelime

Bir gün ucuz bir fahişe gibi koynuma girecek

Yüzümde gezinecek pis ve iğrenç elleri

Korkudan büyümüş gözlerimde hayaller can verecek

Biliyorum üzüleceksin, ama bir gerçek

Bir yerde sevişmek gibi, bir yerde yaşamak kadar

Ne hazin sıcaklığımızın bizi terketmesi

Ve yüzümüze birbiri ardınca kapanan kapılar

Ergeç uzanır bir el son kampanyayı çalar

Anlarız kaçınılmaz anın geldiğini

Şehre bir bomba düşmüş gibi aynalar, camlar kırılır

İnsan arar da bir türlü bulamaz güzelliğini.

Kimse benim kadar bilemez ölümün rezilliğini

Seni koyup gitmenin hüznünü ben anlarım

Çünkü ben sende buldum kendimi, sende sevdim

Senin yanında seninle değerlendi zamanlarım

Ne acı gün kadehlerin boş kalması, şarkıların yarım

Mevsimlerin birbiri ardınca bir anda bitivermesi

Ansızın toprakla dolması gözlerimizin

Karnımıza o çirkin böceklerin girmesi

Kim bilir ölüm belki de bir çilenin sona ermesi

Belki güzeldir, şu sefil dünyaya boş gözle bakmak

Ne çare ki sen varsın, o dünyada sen varsın

Benim korkum ölüm değil, seni yalnız bırakmak

BEN SENİ SEVDİM Mİ?

Ben seni sevdim mi? Sevdim, kime ne

Tuttum, ta içime oturttum seni

Aldim, oksadim saçlarini, öptüm

Içtim yudum yudum güzelligini

Ben seni sevdim mi? Sevdim elbette

Bendeydi özlemlerin en korkuncu

Çildirirdim sen ne kadar uzaksan,

Ask degil, hiç doymayan bir seydi bu

Ben seni sevdim mi? Sevdim dogrusu

Sevdikçe tamamlandim, bütünlendim

Biri vardi aglayan; gecelerce

Biri vardi sana tutkun; o bendim

Ben seni sevdim mi? Sevdim, en büyük

En solmayan güller açti içimde

Ömrümü degerli kilan bir seydin

Sen benim bozbulanik gençligimde

Ben seni sevdim mi? Sevdim, öyle ya

Bir çizgiye vardim seninle beraber

Ve bir gün orada yitirdim seni

Ben seni sevdim mi? Sevdim, Ya sen beni?

BİLDİĞİM BİR ŞARKI VAR

Merhametsiz karanlık içindeyim

Ne zaman güneş doğacak bilmiyorum

Mavi denizlere mor dağlara karşı

Bildiğim bir şarkı var onu söylüyorum

Bildiğim bir şarkı var onu söylüyorum

Bütün şarkılar gibi kederli

Sokaklar, caddeler, evler bomboş

Yokluğun sırtıma saplandı bir bıçak gibi

Yokluğun sırtıma saplandı bir bıçak gibi

Akıtır taşa, toprağa kanımı

Dünya seninle aydınlık ve güzeldi

Şimdi bin güneş doğsa götürmez karanlığımı

Şimdi bin güneş doğsa götürmez karanlığımı

Yanmaz elinin değmediği ışıklar

Gel, o şarkıyı beraber söyleyelim

Tut ellerimden beni aydınlığı çıkar

Tut ellerimden beni aydınlığa çıkar

Yumdum gözlerimi seni düşünüyorum

Mavi denizlere, mor dağlara karşı

Bildiğim bir şarkı var onu söylüyorum

BİLİR MİSİN?

Tam sınırdan kaçarken vurulmak nedir bilir misin?

Nöbetçiler ha gördü, ha görecek

Parmaklarının ucu dikenli tellere değdi değecek…

Ama… Bir adım daha atamazsın.

Uzanıp tutamazsın;

Göz pınarlarında donup kalır hayallerin

Planların, kaçışın, kurtuluşun

Ve deler sevgi dolu yüreğini

Sevgi bilmeyen bir kurşun.

Bir okyanus da boğulmak nedir bilir misin?

Batan bir gemiye el sallayamamak,

Oturup ağlayamamak,

Birkaç kulaç ötedeki

Bir tahta parçasını tutamamak,

Nedir bilir misin?

Sevmek nedir bilir misin?

Bir şeyler tutuşur yüreğinde kıpır kıpır

Bütün benliğini sarar, ısıtır.

Her gülüşte yeniden doğarsın

Ve bin kere ölürsün her iç çekişte

Nasıl anlatsam bilmem ki.

Yani “sevmek” işte.

Duymak nedir bilir misin?

Duymak, ama anlatamamak

Çemberini kıramamak kelimelerin.

Tam dilinin ucuna gelmişken söyleyememek

“Seviyorum” diyememek

Yani ölümü yaşamak nedir bilir misin?

BİR GECE ANSIZIN GELEBİLİRİM

Bu kadar yürekten çağırma beni

Bir gece ansızın gelebilirim

Beni bekliyorsan, uyumamışsan

Sevinçten kapında ölebilirim

Belki de hayata yeni başlarım

İçimde küllenen kor alevlenir

Bakarsın hiç gitmem kölen olurum

Belki de seversin beni kimbilir

Kal dersen, dağlarca severim seni

Bir deniz olurum ayaklarında

Aşk bu özleyiş bu, hiç belli olmaz

Kalbim duruverir dudaklarında.

Ya da unuturum kim olduğumu

Hatırlamam belki adımı bile

Belki de çıldırır, deli olurum

Sana kavuşmanın heycanıyle

Aşk bu, bilinir mi nereye varır

Ne durdurur özlemini, seveni

Bakarsın ansızın gelebilirim

Bu kadar yürekten çağırma beni

BİR GÜN KAPINA GELSEM

Bir karanlık geliyor yokluğunun ardından

Ne zaman güneş batsa bu son gecem diyorum

Vazgeç yalan dünyanın köhne saltanatından

Yetişir bunca keder, bunca elem diyorum

Her şey sağır içimde ne şiir ne musiki

Dünyadan bezginliğim dünyalar kadar eski

Öylesine çözülmüş, öyle dağılmışım ki

Be ne bitmez ayrılık bu ne özlem diyorum

Beni çağırdığını bir defa duyabilsem

Avuçlarımda ateş, yorgun gözlerimde nem

Aşarak denizleri bir gün kapına gelsem

Başımı duvarlara vurup ölsem diyorum

BİRGÜN SENİ SEVDİĞİMİ ANLARSIN

Uykuların kaçar geceleri

Bir türlü sabah olmayı bilmez

Dikilir gözlerin tavanda bir noktaya

Deli eden bir uğultudur başlar kulaklarında

Ne çarşaf halden anlar, ne yastık

Girmez pencerelerden beklediğin aydınlık

Kapanır yatağına çaresizliğine ağlarsın

Onun unutamadığın hayali

Sigaradan derin bir nefes çekmişçesine dolar içine

Sevmek neymiş birgün anlarsın

Birgün anlarsın aslında herşeyin boş olduğunu

Şerefin, faziletin, iyiliğin, güzelliğin

Gün gelir de sesini bir kerecik duymak için

Vurursun başını soğuk taş duvarlara

Büyür gitgide incinmişliğin, kırılmışlığın

Duyarsın ta derinden acısını çaresiz kalmışlığın

Sevmek neymiş birgün anlarsın

Birgün anlarsın ne işe yaradığını ellerinin

Niçin yaratıldığını

Bu iğrenç dünyaya neden geldiğini

Uzun uzun seyredersin de aynalarda güzelliğini

Boşuna geçip giden yıllarına yanarsın

Dolar gözlerin için burkulur

Sevmek neymiş birgün anlarsın

Birgün anlarsın sevilen dudakların

Sevilen gözlerin erişilmezliğini

O hiç beklenmeyen saat geldi mi

Düşer saçların önüne ama bembeyaz

Uzanır gökyüzüne ellerin

Ama çaresiz, ama yorgun, ama bitkin

Bir zaman geçmiş günlerin uykusuna dalarsın

Sonra dizilir birbiri ardınca gerçekler acı

Sevmek neymiş birgün anlarsın

Birgün anlarsın hayal kurmayı

Beklemeyi

Ümit etmeyi

Bir kirli gömlek gibi çıkarıp atasın gelir

Bütün vücudunu saran o korkunç geceyi

Lanet edersin yaşadığına

Maziden ne kalmışsa yırtar atarsın

Zaman bir çiçek gibi büyür kabrimde kendiliğinden

Bir gün seni sevdiğimi anlarsın

DOST BİLDİKLERİM

Sanırdım gündüzdü onlarla gecem

İçimde ümitti dost bildiklerim

Ne zaman yıkılıp yere düştüysem

Bırakıp da gitti dost bildiklerim

Hepsi varken baharımda, yazımda;

Kışın bir burukluk kaldı ağzımda

Seneler senesi oysa gözümde

Cihana eşitti dost bildiklerim

Nerede o sözlere kandığım günler?

Her gülen yüzü dost sandığım günler

Acıdan kahrolup yandığım günler

Ta canıma yetti dost bildiklerim

Meydana çıkalı asıl çehreler

Aydınlanmaz oldu artık geceler

Yalanlar tükendi, indi maskeler

Birer birer bitti dost bildiklerim

Korkar oldum bana ” dostum ” diyenden

Yoksa yok olandan, varsa yiyenden

Ne onlardan eser kaldı ne benden

Beni benden etti dost bildiklerim

DOSTLAR SENİ UNUTUR MU?

Doldurulmaz yerin senin

Dostlar seni unutur mu?

Hiç sönmezdi nurun senin

Dostlar seni unutur mu?

Tertemiz bir özün vardı

Apaydınlık yüzün vardı

Söylenecek sözün vardı

Dostlar seni unutur mu?

Her gerçeği gören sendin

Aşk sırrına eren sendin

Gönüllere giren sendin

Dostlar seni unutur mu?

Çektin, yazdın ve söyledin

Verdin, almak istemedin

Sadık yarim toprak dedin

Dostlar seni unutur mu?

Hiç kimseyi incitmedin

Kalp kırmadın, kin gütmedin

Dostlarını unutmadın

Dostlar senu unutur mu?

Şiirde sağlam temeldin

İnsanlıkta en güzeldin

Biz bir Ümit, sen Veysel’din

Dostlar seni unutur mu?

DÜŞ’LE GERÇEK ARASINDA

Durup durup seninle karşılaşıyorum her yerde

Karşıma çıkıyorsun her köşebaşında sen

Kimi gün parklarda, kimi gün sokaklarda, caddelerde

Gözgöze geliyoruz, saatlerce bir şey söylemeden.

Hiç değişmemiş diyorum içimden, ne güzel

İşte yine o! Yine mahzun, yine dalgın, yine ürkek

Hadi gel diyor dudakları.—-Özledim, hadi gel

Biliyorum oysa; uzatsam ellerimi, gidecek.

Bu bir aldanış mı? Yoksa var oluş mu yeniden

Söyle bir son mu? Bir başlangıç mı? Bir dönüş mü?

Ne oldu o güzelim zamanlara ansızın uçup giden?

Hadi uyandır beni, söyle; gördüğüm zamansız bir düş mü?

Hadi git, uzaklaş, yokluğuna inandır beni gerçekten

Yoruldum, her bulduğum yerde seni kaybetmekten

50 YAŞ ŞİİRİ

Ne zaman baksam çevreme elli yıl sonra

Hep aynı gürdüklerim; bir keşmekeş, bir bozuk düzen

Bir lokma ekmek uğruna tükenmesi insanların

Yaşamak ve ölmek için hep aynı neden

Sefil doymazlık:ete, kana, paraya

Öylesi bir açlık ki eksilmeyen, bitmeyen

İnsan, ezebildiğince mutlu insan, oğul

Nereye gidersen git hep o tuzak, o dümen

Küçük hesaplarla kabaran büyük hesaplar

Ve değişmez çığlığı insanoğlunun: Ben, ben, ben!”

Sen yok musun? Onlar yok mu? Biz yok muyuz?

Nereye bu gidiş? Delicesine pupa yelken

Söyle neyi değiştirebilirsin ki tek başına

Yıldırırlar, sustururlar vururlar seni de hemen

Düşler bitmişse, gerçekler bir tokat gibi inmişse

Tek başına mutlu ol bakalım, olabilirsen

En güzeli sevmek diyeceksin insanları tümüyle

Usanmadan, bir şey ummadan, beklemeden

Ver, durmadan ver, eller uzanmış, baksana

Ver ki; kurulsun sofra, başlasın şölen

Bir yanda umutların, düşlerin, düşüncelerin

Bir yanda aldığını geri vermez koca bir evren

Bak! Bütün ağızlar yutmaya hazır seni

Bir noktadan, bir lokmadan başka nesin sen

Dönüp gerilere bakıyorum, bir de kendime

Elli yıl geçmiş, ha gün, ha yarın derken

Değişen birşey yok, bir şaşkın benden başka

İşte aynı yol, aynı kapı, aynı merdiven

Hani nerdeler? Kimi yitmiş kimi gitmiş dostların

Bir ak saçlı anan kalmış yolumu bekleyen

Sabah-öğle-akşam . . . Hep o tekdüze yaşam

Ve kırılmış bir kalple yorulmuş bir beden

İşte böyle geçti yıllar. bozbulanık

Ben sevdim, ben ağladım, başkalarıydı gülen

Ne zaman uzattıysam ellerimi, parçalandı

Mutluluk serseri bir mayındı denizlerimde yüzen

GALATA KULESİ

6 Haziran 1973

Pırıl pırıl bir yaz günüydü

Aydınlıktı, güzeldi dünya

Bir adam düştü o gün Galata Kulesinden

Kendini bir anda bıraktı boşluğa

Ömrünün baharında

Bütün umutlarıyla birlikte

Paramparça oldu

Bir adam düştü Galata Kulesinden

Bu adam benim oğlumdu

Gencecikti Vedat

Işıl ışıldı gözleri

İçi

Bütün insanlar için sevgiyle doluydu

Çıktı apansız o dönülmez yolculuğa

Kendini bir anda bıraktı boşluğa

Söndü güneş, karardı yeryüzü bütün

Zaman durdu

Bir adam düştü Galata Kulesinden

Bu adam benim oğlumdu

“Açarken ufkunda güller alevden”

Çıktı, her günkü gibi gülerek evden

Kimseye belli etmedi içindeki yangını

Yürüdü, kendinden emin

Sonsuzluğa doğru

Galata Kulesinde bekliyordu ecel

Bir fincan kahve, bir kadeh konyak

Ölüm yolcusunun son arzusuydu bu

Bir adam düştü Galata Kulesinden

Bu adam benim oğlumdu

Küçücüktü bir zaman

Kucağıma alır ninniler söylerdim ona

Uyu oğlum, uyu oğlum, ninni

Bir daha uyanmamak üzere uyudu Vedat

6 Haziran 1973

Galata Kulesinden bir adam attı kendini

Bu nankör insanlara

Bu kalleş dünyaya inat

Şimdi yine bir ninni söylüyorum ona

Uyan oğlum, uyan oğlum, uyan Vedat.

GÖZLERİM GÖZLERİNDE

Hep böyle çocuksu mu bakar senin gözlerin?

Hep böyle içinde uzak bir ışık mı yanar?

Bakışlarında beni dinlendiren bir şey var;

Kıyısındaymış gibi en sakin denizlerin…

Bir yelkenliyim şimdi ben senin limanında

Fırtınalardan geldim sende dinleniyorum.

Bu huzur, bu sessizlik hiç bitmesin diyorum;

En eşsiz dakikalar sürsün senin yanında…

Hiç yumma gözlerini, ışığın eksilmesin,

Gündüzüm aydınlığım, ipek böceğim benim!

Güz bahçemde açılmış o son çiçeğim benim!

Yorgun kalbim seninle elem nedir bilmesin;

Ayırma gözlerimden çocuksu gözlerini,

O sakin o yalansız, o kuytu gözlerini.

GÜLLER AĞLARDI İÇİMDE

Ne zaman ayrılık saati gelse

En vazgeçilmez yerinde yaşamın

Duysak ayak seslerini akşamın

Ve sokaklardan el ayak çekilse

Bir ürpertiyle duyarım o zaman

Seni çağıran sesi uzaklardan

Ne zaman ayrılık saati gelse

Bir gariplik çöker içime birden

Kalan tek anı gibi bir devirden

Durmadan çalınır o gamlı beste

Sanki bilir de hazin öykümüzü

Bulutlar ağlar, kararır gökyüzü

Ne zaman ayrılık saati gelse

Bir çaresizliği anlatır gibi

Birden değişir gözlerinin rengi

Mavi solar, koyulaşır yeşilse

Sarınca ruhunu eski bir hüzün

Uçar gider pembeliği yüzünün

Ne zaman ayrılık saati gelse

Uzatsan özlemle dudaklarını

Tüm ağaçlar döker yapraklarını

Ne çiçek kalır ortada, ne bahçe

Sadece uğultusu o rüzgarın

Ve bir umut kırıntısı: belki yarın

Ne zaman ayrılık saati gelse

Bir fırtına çıkmışçasına, büyük

İçimizdeki güllerin boynu bükük

Bir zaman kalakalırım öylece

Neden sonra gittiğini anlarım

İçimde güller ağlar, ben ağlarım

GÜN BATIMI

Yaklaşan ayak sesleridir akşamın

Şafaktan çıkmış bu uzun yolculuğa

Bir gelen var uzaktan soluk soluğa

Kapkara gözleri hüzünlü ve dalgın

Akşam, rüyalarımıza giren o esmer kadin

İşte! açılmış dipdiri göğüsleri

Bir vuslat gecesine çağırır bizi

Ve ansızın büyüler gözlerimizi

Saçlarında o yıldız yıldız süsleri

Şair “hoyrattır” diyor akşam üstleri

Hoyrattır evet, o bütün aldanmışlar

Yüz karası fahişeleri dünyamızın

En vazgeçilmez yerinde rüyamızın

Gelir, gözlerinde o vahşi bakışlar

Akşam, uzak bir gölde büyüyen kamışlar

Ne hazin batması çığlık çığlığa her gün

Güllerin solması ve dönmesi havada kuşların

O bitmeyen hüznü, apansız akşam oluşların

Affedilmez bir zamandır bu, isteksiz, ölgün

Her akşam dünyamıza gölgesi düşer ölümün

Biz eli kolu bağlı insanlarız çirkin ve zavallı

Kötülük kusmak için karanlığı bekleriz

Kirletir geceleri türlü pisliklerimiz

Bizim gibisini görmedi evren evren olalı

Böyle kötü bir dünyaya bir daha gün doğmamalı

HATIRLAR MISIN?

Hatırlar mısın

Gözgöze gelişimizi ilk defa

Bakışlarımızın çakmaklanışını

Bir akşam vakti, yakınlarda

Bir yerlerde bir şeylerin yanışını

Hatırlar mısın

Hatırlar mısın

İlk öptüğüm günü dudaklarından

Başımın dönmesini, tenimin tutuşmasını

Yıllar yılı kendi yatağında kaybolan

Nehrimin, denizine kavuşmasını

Hatırlar mısın

Hatırlar mısın

Ayrı ayrı yaşadığımız binlerce geceden ayrı

Bir geceyi, sabahsız, çılgın, dopdolu

Ve senin özleminle sımsıkı saran kolu

Hatırlar mısın

Hatırlar mısın

Ormanda dibe vuruşunu gün ışığının

Ağaçların ürperişini derinden

Başını omuzuma koyuşunu, dalgın

Sonra bir yangının başlayışını ellerinden

Hatırlar mısın

Hatırlar mısın

Kendimizden geçerek, alabildiğine

Birlikte gittiğimiz o yerleri

O ağaçlı yol, o serin kumsal, o meyhane

Ve güllerin ağlayışını bir akşam üzeri

Hatırlar mısın

Hatırlar mısın

Nasıl bir koşuydu o doludizgin

Ne kadar yoğu var etmiştik birlikte

O seven gönüllerimiz bir çift güvercin

Gibi nasıl kanat çırpmışlardı mavilikte

Hatırlar mısın

Hatırlar mısın

Gün boyu seninle çağlar aştığımızı

Bir yalan dünyada yalansız severek

Tanrıya yaklaşıp Tanrılaştığımızı

Söyle hatırlar mısın bir gün beni

Hatırlar mısın ?………

İSTANBUL

Evin içinde bir oda, odada İstanbul

Odanın içinde bir ayna, aynada İstanbul

Adam sigarasını yaktı, bir İstanbul dumanı

Kadın çantasını açtı, çantada İstanbul

Çocuk bir olta atmıştı denize, gördüm

Çekmeğe başladı, oltada İstanbul

Bu ne biçim su, bu nasıl şehir

Şişede İstanbul, masada İstanbul

Yürüsek yürüyor, dursak duruyor, şaşırdık

Bir yanda o, bir yanda ben, ortada İstanbul

İnsan bir kere sevmeye görsün, anladım

Nereye gidersen git, orada İstanbul.

KURŞUN YARASI

İstediğin zaman, rasladığın yerde

Kıyasıya olmalı beni vuruşun

Kanım günlerce akmalı caddelerde

Tam kalbime değmeli attığın kurşun

Ya kalbime ya alnımın ortasına

En can alacak yerime nişan al

Çare bulunmaz her kurşun yarasına

Beni öldür ve açık gözlerime dal

Bir eser olmasın içinde korkudan

Tetiği kininle, garezinle çek

Kurşun değil ölüm çıkmalı namludan

Bırak benim kanım olsun dökülecek

En son kurşunun da olsa namluya sür

Nasıl olsa ölüm var, bari sen öldür

SENİNLE ÖLMEK İSTİYORUM

Dağbaşında bir avcı kulübesi

Yerler dizboyu kar ocakta ateş

Dışarda rüzgar

Hadi gel önce sevişmeliyiz uzun uzun

Yerdeki ayı postunun uzerine uzanmalıyız

Bütün vücudunu santimetre karelere ayırıp

Birer birer öpmeliyim

Ve sonra sımsıkı sarılmalıyım sana

Böylece ölmeliyiz aradan yıllar geçip

Bizi buldukları zaman

Etlerimiz çürümüş olsa da

Kemiklerimiz ayrılmamalı birbirinden Hadi gel

Nefes almak hüner değil

Seninle ölmek istiyorum…

SEN ÜZERİNDE NİCE ŞAFAKLARIN SÖKTÜĞÜ

Sen üzerinde nice şafakların söktüğü

Sevgi denizlerime akan büyük nehir

Sen biraz ışık, biraz tılsım, biraz büyü

Sen yıllardır yazıp bitiremediğim şiir

Durmadan bir gül açar ellerinde pembe

Sen nefes alışı en bakır güzelliğin

Gözlerin midir parıldayan gökyüzünde

Bir güneş doğarcasına geceleyin

Ne zaman seni düşünsem yaşamak güzel

Bir bahar bahçesi olur güz bahçeleri

En karanlıklarda bile uzanır bir el

Kendiliğinden açar sabaha perdeleri

Sen varsan dallarda kuşlar memnun

Tüm çiçeklerin rengi değişik, kokusu başka

Öylesine gerçek ki var olduğun

Çarpar güzelliğin kıyılarıma dalga dalga

Tutsam ellerini içim ürperir hazdan

Başım döner gözlerin gözlerime değse

Kalan tek hatıradır gülüşün bir yazdan

Sen bastığın yerde çiçeklerin büyüdüğü

Her zaman en guzel, her yerde eşsiz

Sen yaprak, sen köpük, sen kuştüyü

Sen sevgi nehirlerimin aktığı büyük deniz

SEVDALAR BÖYLE BAŞLAR

Önce dünyama sesin girdi özlemli, kısık

Bir mutluluk muştusu gibi ta uzaklardan

Çok sonrası öptüğüm o gül dudaklarından

Önce sesindi cağıran beni gür ve aydınlık

Önce küçük ellerin kondu avuçlarıma

Yolunu şaşırmış bir kuş gibi, ürkek

Alıştım herşeyine, her yerine giderek

Saplandın iğnelerce parmak uçlarıma

Önce bir akşamdı gelen seninle dopdolu

İnanılmaz, doyulmaz, anlatılmaz, kanılmaz

Bir akşamdı sevgiden, apaydınlık, bembeyaz

Bir akşamdı, alev alev istekli, duygulu

Herşey gerçekti, öylesine güzel, yalansız

Ağladım sensiz geçen ve geçecek günlere

Sende ölümsüzlüğün çağrısını duydum önce

Sonra tutuşup, yandım ben, sevdalandım apansız.

SEVGİ ÇIKMAZI

O artık benim için bir ölüdür demişsin

Seni bunca sevene acı bir sitem mi bu

Ayrılıklar içinde taş mı kesildi kalbin

Hiç unutmam dediğin günleri unuttun mu

Bir ev hatırlıyorum sonra küçük bir oda

Ve hazdan yeryüzünde kaybolmuş iki kişi

Ellerini sürdüğün her şey güzel olmada

İnan her gün yeniden yaşıyorum geçmişi

Değil sevistiğimiz o eşsiz birkaç ayı

Bir elmas parçasını ustaca işler gibi

Bir bir düşünüyorum geçen her dakikayı

Dilerim yeniden doğ gel de güneşler gibi

Mahzun dudaklarımda aşkın ateşini yak

Sevenler için değil yaşarken ölü olmak

UMUTLARIN BİTTİĞİ YERDE

Bir düş gibi başladı her şey, o sonsuz

Ve el değmemiş güzelliğinde aşkın

Uzaklarda arayıp da bulduğumuz

Belki de bizdik, sessiz ve dalgın

Her yer yeşile kesmişti yaprak yaprak

Büyülü sessizliğinde ormanların

Elele, dağlar ve denizler aşarak

Bir yere vardık, mutluluğa en yakın

Öyle yükseldik, göğe değdi başımız

Tüm mesafelerini aştık dünyanın

Öylesine hür ve öyle yapayalnız

Ve sonra bir yere geldik ki ıpıssız

Çaresizlik bir tek hançer gibi yalın

Saplandı bağrına bütün umutların

YABANCI

Hangi cennetten geldim bu cehenneme

Ki her yokluk bendedir, her acı benim

Baltalar kıyasıya inmiş gövdeme

Bak! Şu devrilen hayat ağacı benim

Bir gün beni de unut her yalan gibi

Adımı sokaklara tükür kan gibi

Oysa ki yaşadıkça bir çıban gibi

İçinde sızlayacak o sancı benim

Terkedilmiş eski bir şehircesine

Sensiz yaşıyor o can verircesine

Tutuşmuş özleminle erircesine

Bir zaman sevdiğin bu yabancı benim

YAŞAYAN ÖLÜ

Bir ölü gelecek evine yarın

Gözlerinde yarım kalmış arzular

Dalıp hayaline hatıraların

Duracak kapında sabaha kadar

Duyunca kapının çalındığını

Korkulu gözlerle dışarı bakma

Bütün odaların yak ışığını

Bir benim kaldığım odayı yakma.

Siyahlar giyin de pencereye çık

Aç kapıyı korkma yabancı değil

Bir ölü ki yaşıyor, gözleri açık

Ölüm seni sevmekten acı değil

Aradı bu ölü hayatı sende

Öldü artık, sevsen de sevmesen de

YORGUN SAVAŞÇININ ŞİİRİ

İnsan bir açmaza düşmeye görsün

Başlamasın bir çöküntü yürekte

Ölümdür o yerde düşündüğün

Sevilmek de boştur artık sevmek de

Gün ortası karanlık diz boyudur

Acıdır hep geçmişten ne kalmışsa

Yaşamak! O yanıtsız bir sorudur

Huzur bitmiş, hayaller dağılmışsa

Nefes almak yitirir anlamını

Boğazına dizilirken lokmalar

Bir çaresizlik sarar dört yanını

Sesler uzaklaşır, söner lambalar

İsyanın yüreğine sığmaz olur

Hep kader gelmişse sevinç yerine

Ölümün kara gölgesini bulur

Şimdi bakanlar yorgun gözlerine

Bir bozgun başlamıştır ki amansız

Düşmüştür kalelerin birer birer

Bak! Savaşçıların yatıyor cansız

Onlar ki hep sevdiler, hep verdiler

Yitirdin neyin varsa, anla artık

Tek başına kalan sensin ortada

Düşlerin toz duman, umutlar kırık

Dün anlamsız, yarınlar paramparça

Yapayalnızsın koca bir evrende

Uzakta, taparcasına sevdiğin

Gelmiyecek, ne kadar gel desen de

Ondan böyle bir yangın yeri için

Ondan böyle yıkılan bir dünyanın

Altında bak tek başına kalmışsın

Uzağında özlediğin bir anın

Çökmüşsün, devrilmişsin, yıkılmışsın

Sarmış kollarını boynuna ölüm

Ne yapsan boş, kurtulamazsın artık

De ki:– Hep yalanmış, bitiyor öyküm–

Bak! Can kuşun havalarda çığlık çığlık…

ZAMAN İÇİNDE

Bak! İşte gizleri yaşamın, işte mutluluk

Gülümsüyor bir kapı aralığından

Ellerimizi uzatsak tutabiliriz belki

Şimdi ya da hiç bir zaman

Unuttuğum bir şarkı mı? neydi o

Çok eskilerde düşmezdi ağzımdan

Birlikte yine söyleyebiliriz belki

Şimdi ya da hiç bir zaman

Gülen bir çocuk vardı yıllarca önce

Düşleriyle bulutlar üstünde yaşayan

Belki bir kez daha yaşarız o günleri

Şimdi ya da hiç bir zaman

Nasıl da yandı bir anda. Görüyor musun?

Dev ağaçlarıyla o içimizdeki orman

Yanmamış bir yer buluruz belki, ararsak

Şimdi ya da hiç bir zaman

Kişi sımsıkı sarılıyor bulduklarına

Umutların bir rüzgarla savrulduğu an

Yine de bir şeyler kurtarabiliriz belki

Şimdi ya da hiç bir zaman

Her şey bize biz kadar yabancı artık

Giderek yitiyor zaman içinde insan

Oysa ki, çağları aşabiliriz birlikte, gel

Şimdi ya da hiç bir zaman



Yorum Ekle